Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş

HAZİNE SANDIĞI ÜZERİNDE OTURUP DİLENMEK! YA DA “BALKAN’I BİLDİN Mİ NEDİR, HEMŞERİ?”

HAZİNE SANDIĞI ÜZERİNDE OTURUP DİLENMEK!

“Balkan’ı bildin mi nedir, hemşeri?

Sevgili ecdâdının en son yeri”

M. Âkif Ersoy

 

Mademki çook geç de olsa, sonsuz şükürler olsun, “kendi kavramlarımız”, “kendi medeniyetimiz”, “kendi kıymetlerimiz” demeye başladık… “Düştüğümüz yerden kalkmak” adına Balkan medeniyetimizi “doğru” okumak yönünde bir tavsiye ve hatırlatma da bizden olsun. Âkif’in “Sevgili ecdâdının en son yeri” diye işaret ettiği o eşsiz Balkan medeniyetimiz üzerinden olsun.

Balkan medeniyetimizin önemini; stratejik, coğrafi, tarihî, sosyo-kültürel, ekonomik, politik, demografik pek çok açıdan ele almak mümkündür. Bu medeniyetin önemi, hiç şüphesiz, beş yüz yıllık tarihî geçmiş ile de sınırlı değildir. Balkanlardaki kültürel varlığımızın kökeni çok daha eski dönemlere dayanmaktadır. Tarihin ilk devirlerinden itibaren kuzey ve güneyden gelen Türk toplulukları, Balkanların değişik bölgelerine yerleşmişlerdir. Hun, Bulgar, Uz, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Selçuklu ve Osmanlı Türkleri Balkanlara yerleşmiş; Balkanlardaki Türk nüfusu hızla artarak özellikle 13-14. yüzyıllardan itibaren bölge, Türk ve İslam kültürünün yeşerdiği bir diyara dönüşmüştür.

Gazi Süleyman Paşa, Murad Hüdavendigâr, Yıldırım Bayezid, Sultan 2. Murad, Fatih Sultan Mehmed gibi pek çok Osmanlı padişahının “Hüner bir şehr bünyad eylemekdür/ Reayâ kalbin âbâd eylemekdür.” şeklindeki çağları aşan düsturuyla “çil çil kubbeler serperek” inşa ve imar ettiği Balkanlar, tarihte örneği az olan “insan merkezli medeniyet” numunesi olmuştur.

Denebilir ki “Asr-ı Saâdet”, “Endülüs” ve “Mâverâünnehir” medeniyetinden sonra “Balkanlar”, İslam medeniyeti için âdeta 700 yıllık bir uygulama alanı olmuştur.

Sırp, Hırvat, Makedon, Bulgar vb. gayrimüslim toplulukların yanında Türk, Boşnak ve Arnavut gibi Müslüman toplulukların asırlarca, mümkün olduğunca az sorunla yaşayabilmesinin hikmetini nerede aramalıyız?

Bittabi bunun cevabını “insan” temelli medeniyet ve imar faaliyetlerinde aramamız gerekir. Günümüzde yaklaşık yüzde 98’i yok edilse de yıllarca yaşanan badirelere rağmen, bu “insan temelli medeniyet ve imar faaliyetleri”nden dikkat çekici bir bölümü, büyük oranda gözden ırak bölgelerde var olsalar da, varlığını devam ettirmektedir…

Esasen; yüzyıllarca Avrupa bölgesinde zuhur eden ve büyük oranda bir özenti ihtiva eden “Turquerie” modasının temeli de büyük oranda Balkan bölgesinde tesis edilen insan ve İslam temelli medeniyettir. Bu medeniyet “taklit edilen”, “misal alınan” bir medeniyettir ve günümüzde bu medeniyetten üç temel unsur kalmıştır:

  1. Yüzde 90’dan fazlası yok edilse ve “durdurulan Osmanlı Medeniyeti”nin çekilmesinden sonra yüz yıldır hiç ziyaret edilmese de her şeye rağmen ayakta kalabilen mimarî eserler. (Bu eserlerden her nasılsa ayakta kalabilen her birisi, kurşun geçirmez camekânlarda korunsa sezadır.)
  2. Bir bölümü 19. asrın son çeyreğinde (Bosna-Sancak) ve kalan bölümü de 1912’de terk edilmesine rağmen, 1915’te Çanakkale Savaşları’na gönüllü katılan binlerce vefalı Balkanlının kabri ve hatırası. (Sadece bu hatıralar bile maarifimizde dönemlerce “vefa” ve “ruh” ve “değerler eğitimi!” dersi olarak okutulmalıdır!)
  3. “Evlâd-ı Fatihân” olmakla iftihar eden, her türlü zorluğa rağmen Balkanlarda asırların birikimini temsil etmeye çalışan Balkan Türkleri ve Müslümanları.

Balkan medeniyetimizin son derece kıymetli bakiyesi olan bu üç unsur, gençliğimizin/toplumumuzun gelecek ve medeniyet tasavvuru için yüzbinlerce ders barındırmaktadır. Ancak son 800 yıllık medeniyet iddiamızın ders niteliğindeki bu yadigârları, yeterince tanınmaktan çok uzaktır.

Medeniyetimizin bu yadigârları, o bölgeye düzenlenen ticari turlarda ya hiç tanıtılmamakta ya da çok yüzeysel bir tanıtımla yetinilmektedir. Ama her halükârda Balkan bölgesinin “medeniyet tasavvuru için misal teşkil edecek yönü” ihmal edilmekte ve tanıtılmamaktadır.

Beşeriyetin hafızasındaki müstesna yerini 1000. yıla doğru emin adımlarla taşıyan Balkanlardaki medeniyetimizi, öncelikle bizim tanımamız ve sonra da başkalarına tanıtmamız lazım. Bunun için de 13 ülke, 150’ye yakın şehir/bölge ve 800’den fazla eser/mekânla alakalı, muhtasar da olsa malumat edinmek gerekir. Bu malumat elzemdir, olmazsa olmazdır…

En azından bunlardan haberdar olmak gerekir…

En azından bunlardan haberdar olmak gerekir…

En azından bunlardan haberdar olmak gerekir…

Böylelikle M.A. Ersoy’un “Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!” uyarısını ciddiye almış oluruz.

Yine o Âkif;

“Balkan’ı bildin mi nedir, hemşeri?

Sevgili ecdâdının en son yeri” demişti.

Evet… Âkif’in dediği gibi “Sevgili ecdâdının en son yeri”ni (tarihte örneği az olan “insan merkezli” Balkan medeniyetimizi) öncelikle bilmeli ve sonra da bildirmeliyiz…

Başta zikrettiğimiz gibi: Mademki çook geç de olsa “kendi kavramlarımız”, “kendi medeniyetimiz”, “kendi kıymetlerimiz” demeye başladık… “Düştüğümüz yerden kalkmak” adına Balkan medeniyetimizi “doğru” okumak yönünde bir tavsiye ve hatırlatma da bizden olsun.

Bunca derlenmeyi ve değerlendirilmeyi bekleyen “töreli” kıymetimiz ve medeniyet numunelerimiz var iken “HAZİNE SANDIĞI ÜZERİNDE OTURUP DİLENMEK!” en azından ayıptır, vesselâm…

Ertuğrul KARAKUŞ

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu