Aygül Yıldırım UzunTöreli Yazılar

Akımın Sultanı Geldi

Son birkaç gündür sosyal medyada önüme çokça düşen bir dua: “Ramazan’la birlikte Allah hepimize ‘Bu benim en iyi Ramazan ayımdı.’ cümlesini kurduracak bir Ramazan yaşatsın. Öyle huzurlu, öyle sevinçli, öyle güzel… Her derdimize deva olsun, dağınık hayatımıza bir el değsin de toparlansın inşallah.”

Her okuyuşumda içimin kıpır kıpır oluşu, yüreğimin heyecanla doluşuna sebep sözcükler bunlar. Hangimiz bu duaya şöyle ta yürekten iç çekerek “âmin” demez ki? Her Müslümanın kulluğunun zirvesine ulaşacağı bir Ramazan’ı arzulaması… Bundan daha yüce bir haz mı olur?

Sizlerin de içine sanki bu yılki Ramazan bir başka olacakmış hissi doğdu mu? Daha gelmeden evvel heyecanı sardı. Öyle ki son birkaç yıldır niyet ettiğim hâlde hep ertelediğim bir şeyi bu sene irade gösterip gerçekleştirdim. Ramazan ayına özel evimi hazırladım. Mutfak balkonumun penceresini ışıklarla ve süslerle donatırken, laf aramızda çocuklar gibi de şendim. Bu özenli hazırlıkları her tarafa yaymalı ve  gelenek haline getirmeliyiz.

Bu güzel duayla girizgâh yaptığımız mübarek günleri süsleyen başka bir gündemimiz daha var. Adeta ortalığı kasıp kavuran bir ilahi herkesin dilinde: Kabe’de hacılar huuu der Allah. Sizi bilmem ama bundan birkaç yıl önce, hatta geçen yıl deselerdi ki önümüzdeki Ramazanda tüm okullarda ilahi dinlenecek, hep bir ağızdan söylenecek  inanmazdık. Bununla da kalmayıp öğrenciler, öğretmenler hep birlikte videolar çekip sosyal medyada izlenme yarışına girecekler, muhtemelen “Hadi oradan, sende olacak iş mi bu, hem de bizim ülkemizde.” diye cevap verirdik. Acı ama hakikat, bizlere bunun hayalini dahi kurduramayan bir eğitim sisteminin kurbanlarıyız.

Şimdiyse o hacıların torunlarının Allah Allah nidalarıyla okul bahçelerini inletirken diğer taraftan sosyal medyayı da altüst ettiler. Altı üstünden hayırlı çıktı ya, bak sen şu işe. Çocukların, gençlerin hep bir ağızdan söyleyip görüntülerinin paylaşıldığı o anlar tüm ülkeye salgından hızlı yayıldı. Moda tabirle tam bir “akım”a dönüştü. Hem de ne akım… Akımların sultanı oldu, sultanı.

Sol elimin işaret parmağı beğeni yapmak için eğilip kalkmaktan zayıfladı desem yeridir. Malumunuz, algoritma böyle işliyor, beğenilerine göre düşüyor tüm görüntüler. Ekran kaydırmanın kimini yoldan çıkardığı, kiminin sinirlerini zıplattığı şu günlerde bu videolar ilaç gibi geldi. Sosyal medyada nice anlamsız, saçma sapan şey “akım” diye önümüze sürülürken bu defa böylesi görüntülere maruz kalmak bizleri pek bahtiyar eyledi. Demek ki neymiş, isteyince oluyormuş. Devamı da gelsin inşallah.

Bizlerin bu görüntüleri izlemesinin müsebbibi, kimilerinin baş belası olarak gördüğü Bakanımız Yusuf Tekin’e özellikle teşekkür etmek istiyorum. Allah ondan iki cihanda da razı olsun. Okullara “Maarifin Kalbinde Ramazana Özel” adıyla çeşitli etkinliklerle okul ve sınıfları süsleyerek çalışmaların yapılmasına dair gönderilen yazıyla Milli Eğitimde şimdiye kadar olmayanın başlangıç fişeğini ateşlemiş oldu. Ve oruç ayı bunca yıl sonra okullara resmen giriş yaptı. Yüzyıllardır Müslüman olan ülkede, son yüzyılda açılmaya korkulanı yaparak kapıyı aralamış oldu. Artık bundan sonrası Allah Kerim.

Kimi başıbozuklar bu durumdan rahatsız olmuş, kimilerinin de pek bir zoruna gitmiş. Ne yapmalı şimdi, eskisi gibi peş peşe özürler dileyerek ve korkuyla sinmeli mi? Hayır, biz o korku duvarını On Beş Temmuzda yıktık Biiznillah. Laik atak geçirenlere sözümüz: “Böylesi dertleriniz daim olsun, bizler bu vaziyetten pek mutlu, pek gururluyuz, bizim sevincimizde katmerlenerek artsın inşaallah.” Zaten çocukların yüzündeki sevinci gördükten sonra gerisi teferruat kalıyor.

Teneffüste okul bahçesinde hoplayıp zıplayan minikler hep bir ağızdan “Allah” derken kimileri de el ele tutuşup dönüyor, adeta bir zikir halkası oluşturup öyle eşlik ediyorlar ilahilere.

Demek ki maya sağlam. Ne yapılırsa yapılsın, öz kendini bir yerden hatırlatıyor. Yeter ki doğru olanı, olması gerektiği gibi yapma cesareti gösterilsin. DNA’sı bozulmuş gıdasıyla, suyuyla, havasıyla, toprağıyla, aşısıyla türlü müdahalelere rağmen öze dönüş mümkün.

Sosyal medyanın aslında ne işe yarayacağını hep birlikte görmüş olduk. Elimizde tuttuğumuz telefon nasıl yıkıcı bir silah olabiliyorsa, aynı şekilde onarıcı bir ilaç da olabilir. Mesele, onu nasıl kullandığımızda…

Asıl kahramana, bu ilahinin herkesin diline düşmesine vesile olan Celal Karatüre’ye teşekkür etmemek olmaz elbet. Eminim kendisi de böyle bir karşılık göreceğini hayal dahi etmemişti.

Onu ilk izlediğimde Roman vatandaşlarımıza benzetmiştim. Yanılmamışım. Yıllardır sahada çalışmanın vermiş olduğu bir önsezi bu. Onunla ilgili bu bilgiyi okurken birkaç sene evvel sahada yaşadığım bir anımın perdesi de zihnimde aralandı.

Bolu’nun Akpınar Mahallesi’nde bir yardım dağıtımı esnasında yaşananlara dair kısa ama tesirini şimdi dahi yeniden hissettiğim bir hadiseydi. Yardım için dağıtımları yaparken bir yandan da etrafımızı saran kadınlarla sohbet ediyoruz. Salgın dönemi olduğu için hastalıktan nasıl korunacaklarına dair küçük tavsiyeler veriyoruz. Bir ara dua etmenin faydalarından bahsederken okumalarının faydalı olacağı birkaç sureyi de konuşmama eklemiştim. Bu sohbeti yaptığım kadınlar ekseriyetle Roman vatandaşlarıydı. Kalabalığın içinden mahallenin yerlisi olduğu belli yaşlıca bir teyze, müstehzi gülüşünün karanlığıyla “Bunlar ne anlar, nereden bilirler sure okumayı?” dedi. Şimdi tekrar o an’a gittim ve yüreğime yine o tanıdık hüzün gelip çöktü. Roman kadınlardan biri mahzun gözlerini bana çevirdi ve göz göze geldik titreyen sesiyle: “Bu, bu ne diyor böyle, niye bilmeyelim ki?” diyebildi. Hem ona hem de o cümleyi kurana baktım. “Neden öyle dedin, olmaz ama böyle?” diyebildim ancak. Beklenmedik bir durum olunca tepki yetersiz kalmıştı bence, şimdi tekrar o ana gidince bunu  daha iyi görüyorum. Ama o yaşlı teyze geri adım atmak bir yana, iddiasını sürdürmekte kararlıydı: “Bunlar bilmez.”

O gün yaşadığımız olayı tekrar hatırlamamla bugün tüm ülkeye “Hu” dedirten, nice gönle dokunan sesin Roman bir kardeşimizden yükselmesi oldukça manidar geldi. Demek ki hayr, ummadık yerden hiç ummadık kişiden de gelebilirmiş vesselam.

Birkaç ay öncesine kadar Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insana “hav hav” dedirterek alçaltanlara karşı bugün Allah Allah nidalarıyla cevap geldi. Bu demek oluyor ki tüm havlayanları susturmaya şöyle yürekten kuvvetli bir “huuu” çekmek kâfiymiş.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu