EdebiyâtGülhan YılmazTöreli Yazılar

Haydi Hunas..!

-Hanım Sahâbî-

Haydi Hunas!

Adı Hansâ idi. Haydi Hunas demişti bir gün ona Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed (s.a.s). Bir şiir söyle (Diz incilerini kırmızı iplere.). Bu şeref veren istek, bütün hayatına yetmez miydi kadının? Allah aşkına bu yüreklendirme yetmez miydi?

Sahi! O yazmıyor, söylüyordu sözün incilerini. İrad ediyordu birbirinden güzel cümleleri. Araplar böyle söylüyordu bu sanata. Halk ozanı gibiydi bizdeki. Öyle zeki öyle kıvrak bir dili vardı ki bir keresinde onunla evlenmek isteyen adamı hicvetmiş böylelikle izdivaç teklifini kısa yoldan reddetmişti.

Kabilesini çok seviyordu. Raiyye (halkım) adlı şiirinde ne güzel övmüştü ailesini ve çevresini. Şair kadınlar hep böyle midir diye düşünüyor insan. Diline, dinine, milliyetine sadık, aşık, vefalı yani…

Panayırlarda şiir yarışmaları olurdu. Bunlara katılarak adını duyurmuştu. Konuşturuyordu sanatını ya, ona helal olsundu. Üretiyordu; boş değildi kadın. Hatta öyle başarılıydı ki Peygamber’in Şairi diye bildiğimiz Hassân bin Sâbit’in bile bir beytinde tam sekiz hatasını bularak ustalığını konuşturmuştu.

Meşhur Ukâz Panayırı’nda da şiirleri beğeniliyordu. Orda ün salmış on kişiden biriydi üstelik. Acıları beslemişti onu; dert, hüzün, ayrılık, özlemi… Muâviye ve Sahr adındaki (onu hep koruyan) kardeşleri ölünce mertliklerine dair mersiyeler dizmişti. Hansâ’nın mersiyeleri, methiyeleri dilden dile dolaşıyordu Araplar arasında. Kocasının zulmünden onu hep koruyan Sahrı çok arıyordu.

Sonra umut ona doğru koşmaya başladı. Yesrib yakınlarında yaşarken önceden, müslüman olunca Medine’ye yerleşti. Artık sözün en güzelinin sahibine iman ettiği için de şiirlerini İslam için söylemeye başladı. Rasulullah (s.a.s) onun şiirini beğenmiş hatta ona bir kaç kez Haydi Hunas! demişti. Sanatı hususunda bundan alâsı olabilir miydi kainatta? İşte en güzel insan onu teşvik etmişti. Şiirini söyle! denmişti ona. Rasûlullahın, ilah katından eğitilip yönlendirildiğini düşündükçe kalbi bir hoş oluyordu. Yüzbinlerce kez şükretmeliydi bundan sonra.

O, kalbi güzel kendi güzel kadın dört oğluyla İran seferine çıktı. Yavrularını hırslandırmak için onlara teşvik edici beytler söylüyordu:

Haydi! Düşman komutanlarının yanına ilerleyin; İslama zafer verin! Bizde geriye dönmek  yoktur. Burda yağmacılık yok. Bu haklı bir savaş. Putlar kırılmalı! Devam edin aslanlarım! Ya şehid düşün ya bayrağınızı dikin! Din uğrunda ölün de bunu bileyim. Şehadetinizle ruhumu besleyeyim.

Araplar, İslama kadar talan ve yağmacılık için savaşmış bir toplumdu. İslamdan sonraki Müslüman Araplar ise talan için değil dini yaymak ve putları yıkmak için savaşmıştı. Zira İran putperest bir ülkeydi. Hansâ da oğullarını böyle teşvik ede ede savaşmaya göndermişti. O çok yürekli bir hanım sahabi ve kadın şairdi. Allah ondan razı olsun.

Kimse anlatamadı hüznünü onun gibi

Evlatlar yitirdi de örtmedi yüreğini.

Şehitler annesine onur, şükür yaraşır,

İslam’da Allah için ölen ölü değil ki.

Gülhan Yılmaz

(Tefsir Bilim Uzmanı / Kur’ân-ı Kerîm Öğretmeni)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu