
Eski rektörümden duydum bu töresözü:
“Eller yahşi men yaman
Herkes buğday men saman”
Tevazuda zirvenin tam bir ifadesi…Eller “tek” yahşi olsun da “men” yaman olayım; her “kişi” buğday olsun da “men” yeter ki saman olayım…Dolayısıyla buradaki yaman ve samanı sadece bir kâfiyeden (ayak) ibaret görenler yanılıyorlar! Yamanın yamanlığı, saman atmada/savurmada ortaya çıkar! Atanlar ve savuranlar bilir.
Yahşi, çok yakışıklı kelime; çünkü yakışıklı da “yahşi”den geliyor. Hükmünü ise elbette Cenab-ı Hakk’ın takdiri ile halk veriyor. Çünkü halkın ağzından yahşi ve yaman geliyor. Halk, sadece Hakk ile vuslat ederse yaman da yahşi olur! Bu yüzden, “İki cihan dopdolu bâğ u bustan olursa / Senin kokundan yahşi gül ü reyhan olmaya” der Yûnus Emre’m.
Yahşi ve yamanın yegâne gerçek sahibi de O’dur (C.C.)! O yüzden kul, zamanlıdır; zaman içre mücerrebdir ve zamanı geldiğinde zaman da kendisinden verdiği zamanı alır. Tıpkı Fuzûlî’nin de soyladığı gibi:
“Zamâne içre mücerrebdir intikām-ı zaman
Hemîşe yahşiye yahşi verir yamana yaman”
Ne demişler: “O yahşi insanlar, o yahşi atlara binip gittiler…”
Şimdi o yahşi ata binme sırası bizde. Yahyâ Bey’in dediği gibi:
“Meğer seyr etmek için kâinâtı
Önüne çektiler bir yahşi atı”
Onun için gelin vakit geç olmadan, yamanlıktan dönelim; vazgeçelim! Zira, “Çün ol sana kıldı mihribanlık / Yahşiliğin eyleme yamanlık” (Fuzûlî).
Hakkâ ki son sözümüz de elbette her zaman olduğu üzere hakka:
“Yahşılık eyle sen, sana yahşılık eyleye Hudâ” (Nesîmî).



