
ŞAKAYIK – GÜL
Geçen gün Bolu AİBÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Dağlar hocam, sizi ziyaret etmek istiyoruz, diye aradı. İki gün sonra bizim büroda buluştuk. Doç. Dr. Erhan Çapraz ve Doç. Dr. Özgür Çark beyler de beraber geldiler. Hoş beşten sonra Abdulkadir hocam yeni çıkan kitabı “Şak Şık Şakâyık – Töreli İştikâk Denemeleri” kitabını bana takdim ettiler. Hocam kitabın iç kapağına “Kalın Oğuz beylerinden Töreli ağabeyim…” diye yazmış. Bana illa sesli oku dediler ben de zorlanarak okudum. Hem de “Niye Dodurga beyi diye yazmadın…” diye sitem ettim. Gülüştük. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bu arada sohbet koyulaştı ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Değerli hocalarımı her zaman beklerim.
Bu arada sabahları namazdan sonra meali ile beraber Kur’ân-ı Kerîm ve ayrıca da üç mekanda üç adet kalın kitabı okuyup bitirmeyi planlıyorum. Ama Abdülkadir hocamın “Töreli İştikak denemeleri”ni okumaya başladım, yanımda taşıyorum.
İştikak manası, anlam ilişkisi bulunan kelimelerin türetilmesi, beraber incelenmesi olduğunu öğrendim. “Hidayet-Hediye; Hadi, Hüda, Hedy, İhda, Mühtedi, Mehdi (sf.17)”… Beni ilk sahifelerde zihnimde düşüncelere aldı götürdü. Hani hikaye bu, bir nefer komutanı ile giderler iken asker şu camide namazımı kılayım diye izin istemiş. Komutanı da tamam demiş. Asker namaza girmiş ama biraz gecikmiş. Komutan kapıdan kafasını uzatıp içeri bakmış. Gelsene demiş. Asker de az kaldı sizi içeri almayan beni bırakmıyor demiş. Yani burada hidayete erdirmek Allah’a cc. mahsustur. Hani duada derler ya; ”Allah hidayet versin.” Hidayet Cenab-ı Allah’ın bir hediyesidir. Hediye alan sevinir. Hediye istemeyene niye hediye verilsin. Hidayet ve hediyenin bağlamını böyle düşünmemiştim. Kitapta hidayetin başka bağlantıları da kavram olarak anlatılıyor.
“Zarf-Zarafet; Mazruf, Zarafet, Zarif, Zurafa (sf. 26)”… Zarif, bu kadar güzel anlatılamaz. Burada örnek verdiğim gibi kitap birçok kelime ve kavramları açıklamış. Böyle 66 adet madde, bölüm, parça “Şukka”da birçok kelime ve kavram açıklanıyor. Zarf-muhafaza, zarafet-muhafaza edilen incelik. Bendeniz itiraf edeyim çoğu kelimelere yabancıyım, yeni duyuyorum veya anlamını yeni öğreniyorum.
Kelimeler ve kavramlar bir medeniyetin asırlardır kökleşerek gelen yapı taşlarıdır, ifade menbaıdır. Bir medeniyet kelime ve kavramlarının çokluğu ile ölçülür. Günümüzde de en çok rağbet edilen yabancı dilin kelime hazinesinin bilmem kaç bin olduğu anlatılmıyor mu? Kelimeler ile düşünürüz. Kavramlar ile düşüncemiz netleşir. Bizim dilimiz ise son asırda fakirleşerek sönme derecesine gelmiştir. Yeni kelime üretmek, harfleri değiştirme travmasından hala kurtulamamışız.
Bu kitap konusu; tam da bizim Çarşamba günleri Bolu Müftüsü Hüseyin Demirtaş hocamla bir grup arkadaş ile beraber Alpagutbey’de Saadet Hatun Camii altında, yatsı sonrası “Kavramlar ve Farkındalık” mevzuunda sohbetlerimiz üzerine geldi. Burada da bu gibi konular üzerine güzel bilgiler alıyoruz. Bir kelimenin manasını kavramını tam bilmiyorsak herkes kendine göre manalar verebiliyor. Kelimelerin, kavramların ve ifade ettiği manasının iyi bilinmesi gerekiyor.
Bendeniz medeniyetimizdeki dil ve alfabe arasındaki uyumu vazgeçilmez görenlerdenim. Önce harfleri kaybettik, sonra heceleri ve kelimeleri. Geçmiş medeniyetimizi, kelimeleri bilmediğimiz için düşman kesildik. Kelimelerin hayat verdiği anlamlar dimağımızdan ve düşünce dünyamızdan kayboldu. Dimağımızdan kelimeler kaybolunca düşünce dünyamız sığlaştı, sıradanlaştı düşünemez olduk. Çünkü insan kelimelerin anlamları ile düşünüp yeni şeyler üretebilir. Düşünemeyen insan hiçbir şey üretemez. Böylece edebiyat, sanat felsefe, eğitim, öğretim sekteye uğradı. Yeni harflerimizle yeni kelimeler uydurduk. Bu yeni kelimelerle düşünmeye çalıştık. Ancak uydurulan kelimelerin büyük ekseriyeti bugün hiç kullanılmıyor, yani çöp oldu. Eğitim tıkandı, adliye tıkandı, hukuk tıkandı vs. Günlük hayatta ve iktisadi hayatta zorlandık. Aksine eskiden kullanılan birçok kelime halen kullanılıyor, kullanılmaya mecbur kalındı. Hayatımız çorba gibi eski yeni kelimeler ile heceler, kelimeler kullanarak düşünmeye ve üretmeye çalışıyoruz. Üniversitelerimizde eski harfleri ve kelimelerin kavramlarının ve de menbaının çok iyi öğretilmesi gerekiyor.
Aklıma Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı hocanın sözleri geldi; ” Biz soykırıma uğramış bir milletiz. Kültür soykırımı. Hafızası gitmiş. Benim gözümde en büyük felaketi Bursa ve İstanbul yaşadı. Duyarlılık kalmadı. Alzaymır olmuş bir milletiz. Geçmiş unutuldu. Bunun en önemli müsebbibi yazının katlidir. Peyami Safa’nın müthiş bir lafı var. ‘Milli kütüphanesine girip tek kelime okuyamadan çıkan biricik nesil.”
Ne diyelim, biz Alzaymır olmuşuz. Alzaymır hastalığını bilirim, yaşlılıkta görülür, hafızanın bir kısmını kaybolur. Bir daha da gelmez. Bizim nesil de eskiyi bilmiyor hatırlamıyor. Ne yapalım yani. Aslımız neslimiz belli. Çok büyük bir medeniyetin devamından geliyoruz. Bin yıldan fazla dünyaya hükmetmiş medeniyet vermiş bir neslin torunlarıyız. Bunu inkâr edemeyiz. Etsek bile tarih etmiyor. Eskiye düşmanlık, dolayısı ile İslam inancına da bilmeden düşmanlık besleniyor. Herkes kendine göre bir din uydurmuş. Buna inanıyor. Hatta İslam’ı kendi arzusuna göre anlıyor ve tasvir ediyor. Aslına bakıp dönen yok. İslam medeniyetin mantığını da kavrayamıyor. İnşaallah yeni nesillerimiz geçmişimize, medeniyetimize sahip çıkar.
Bu konuda Bolu AİBÜ Edebiyat Bölümü Türk dil bilimi hocalarıma büyük işler düşüyor. İnşaallah yeni nesillerimiz Alzaymır olmaktan kurtulur.
“Şak-Şıkk-Şeka’ik; Şukka, Şikak, Meşakkat, Şakk, Şakika, Şakayık, İnşikak, İştikak, Müştak (sf. 93)” madde madde ne güzel anlatılmış. Çaba gayret olduktan sonra inşallah ebedi saadete müştak oluruz.
“Gök yarıldığı zaman” (İnşikak Suresi 1. Ayet) Mevlamız şikak ehlini cümlemizden ırak eylesin. Mevlamız gökyüzünün şakk edildiği kıyamet vaktinin meşakkatından cümlemizi emin eylesin. Mevlamız ebedi istiratgahımızı şakayık bahçesine dönüştürsün. Selam ve selameti, latifin letafeti cümlemizin ve cümle sevdiklerimizin üzerine olsun.” (sf. 98)
Dairede çalışırken Yeniçağa’nın Eskiçağa köyüne gittiğimizde burada endemik ve ender bulunan bir dağ gülünün olduğunu söylediler. Bize gösterdiler. Dağ yamacında yaklaşık 30-40 cm boyunda kırmızı güller açan bir çiçekti. Adını sorduğumuzda Şakayık olduğunu söylediler. Hocamın kitabında da Şakayık kelime anlamının gül olduğu belirtiliyor. İnşaallah hocamızın kitabı gönüllerde şakayık gibi ender bulunan güller açar.
Prof. Dr. Abdülkadir Dağlar hocamızı tebrik eder arkadaşları ile beraber muvaffakiyetler dilerim.
Tahsin Akduman
(Bolu, 2.2.2026)



