
Hem Türk edebiyatının hem de Türk irfan ve tefekkür hayatının mühim isimlerinin tanınması ve tanıtılmasını hedefleyen bu programın Bolu ayağına Sezai Karakoç gibi bir isimle başlamak manidardır. “Türkiye’nin Ruhu” tavsifi, Türk edebiyât ve tefekkür hayatında farklı bazı şahsiyetlerle birlikte anılsa da bizce merhum Cemil Meriç ile beraber en çok Sezai Karakoç’a yakışan bir ifadedir.
Bizce ömürlerini tefekküre adamış bu büyük şahsiyetleri anlama çabasının çıkış noktası da çocukluk olmalıdır. “Çocukluk” kavramını “mekân” ve “ortam” mefhumlarıyla beraber düşünmek gerekir. Umumi olarak “insan (şair-mütefekkir)-mekân(ortam)” etkileşimi üzerinde durmak bizi anlama yolculuğunda hakîkî neticeye götürecektir. Yahya Kemal’in çocukluk hatıralarından “Ezansız Semtler” yazısına kadar uzanan bir seyirde üzerinde durduğu “Müslümanlığın (veya Türklüğün) çocukluk rüyası” olarak tanımladığı, insan-mekân ve çocukluğu birleştiren bu etkileşimden hareket etmek Sezai Karakoç gibi isimleri anlamak için bize müsait bir zemin sunacaktır.
«Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun» diyen şairin bu mısraları da bizi doğrulayacaktır.
1933’te (Gülan ayı’nda) Ergani (Ergani Maden-bakır-Osmaniye)’de Emine Hanım ve Yasin Bey (Kafkas cephesinde esir!)’in oğlu olarak dünyaya gelen (Dünya Sürgünü’ne başlayan!) S. Karakoç, Ergani ve civarının, Zülküf (Zülkifl) Peygamber Makam Dağı’nın, o topraklarda dudaktan kulağa yayılan efsane ve masalların, kahramanlık hikâyelerinin tesirinde bir çocukluk geçirir. Ailesinin lakabı da Levendoğlu’dur. Dedesinden dolayı da Plevne destanına aşinadır.
“Muhammed”, adı olsa da mahlas niyetine “Sezai” de ilave edilir. “Ahmet Sezai” olur.
“Ahmet Hamdi Tanpınar ‘Antalyalı Genç Kıza Mektup’ yazısında ilk sanat zevkini Ergani madeninde 2-3 yaşlarında bir kış günü pencereden izlediği kar yağışı olarak algıladığını söyler. Ben de ilk sanat algılarımı Maden’de aldım diyebilirim.” der.
Maden’de halk anlatıları… Düğün yapan cinler… Mâverâya ve ledünnî âleme açılan kapılar… Erken yaşta bilge çocuk. Müslümanlığın çocukluk rüyası’nın ilk kapısı: anne. Annenin çocuğa ilk öğrettiği kelime: Allah…
“Annemin bana öğrettiği ilk kelime
ALLAH, şahdamarımdan yakın bana, benim içimde
Annem bana GÜLÜ şöyle öğretti
Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi
Annem gizli gizli ağlardı DİLİNDE YUNUS ……….”
Uzun kış gecelerinde anlatılan kır atıyla cenk eden H. Ali… Kuşatılan kaleler ve vefat eden her mümine yakılan ağıtlar… Bedir’i, Hayber’i, Mekke’yi ufuk bilen, gündoğu’sundan günbatısı’na Hz. Ali rehberliğinde bir fetih rüyası… Bütün çocukluğu kapsayan bir hayat rehberi ve kahramanı… Medeniyet coğrafyasının diğer ucunda, Üsküp’te, Balkanlar’da, aynı “Müslümanlığın çocukluk rüyasını gören” Yahya Kemal’in “Tâ fetihten beri mü’min, mütevekkil, yoksul,/Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada…” dediği gibi “İnanmış adamların övüncüyle” sabırla “Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı” diyen bir Karakoç… Her ne kadar “güzün dökülen yapraklar gibi” çocukluk kaybolmaya mahkûm olsa da Karakoç’un bütün eserlerine, yukarıda sayılan rüyalarla sinecektir ve “ağacak”tır…
Ve mektepler: 1938’de Ergani’de, 3 aylık «ilkokul öncesi» ihtiyat sınıfı ile eğitim hayatına başlayış. 1944’te Ergani’de ilkokulu tamamlayış, ardından da Maraş Ortaokulu’nda parasız yatılı günleri (1944-47). “Maraş, çocuk yüreğimin ateş aldığı yer; belki ondan öncesi bir rüyaydı, bu ateş, Maraş’ta yanmaya başladı” Daha o yaşlarda divan tarzı şiir ezberi ve mesnevî okumaları… Bir taraftan da bütün tesirleriyle “II. Dünya Savaşı” ve sonrası… Atom bombası’nı düşünce ufkunda hisseden çocuk ve Gaziantep’te lise yılları (1947-50)… Âteşin okumalar: Shakespeare’in piyesleri, Andre Gide’nin Dünya Nimetleri, Verter… Okumalarla beraber hayatın acıları: Askerdeki ağabeyinin vefatı… Üniversite öncesinde kararsızlık yılları: Felsefe mi, ilahiyat mı Mülkiye mi? Siyasal Bilgiler Fakültesinde Malî Şûbe’de tahsil ve ardından da mecburi hizmetle Maliye Bakanlığı’nın Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediye(ödeme)ler Muvazenesi Bölümü’nde yapılan vazife… Müfettiş yardımcılığı, İstanbul’da Gelirler Kontrolörlüğü… Ankara-İstanbul arası gidiş-gelişler… Vazife bilinciyle itina ile yaptığı bu işler, şair için biraz da “mecburi”dir… Yazmaya, tefekküre, şiire ve belki de “diriliş”e manidir bu “dünyevi” işler…
6 Ocak 1959’da Sirkeci Faciası’nı yaşadı. Hem de iki dostundan borç alarak “Körfez” adını verdiği ilk şiir kitabını yayınladığı yıl…
“Artık ölebilirdim.
Bütün İstanbul şahidim.
Ben kandan elbiseler giydim,
Bundan senin haberin var mı?”
1960’ta Diriliş Yayınları ve Diriliş Dergisi’nin kuruluşu… 1961-1964 yılları arasında Pazar Postası, Yeni İstiklâl dergilerinde; 1964-1967 yılları arasında Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Dergisi’nde, şiir, eleştiri ve denemeler… Necip Fazıl’dan öyle çok etkilenir ki vefatını duyunca “… Ve yüzyılımıza şeref olan şiir saati durdu…” der. 1990’da, “Gül” remizli “Diriliş Partisi”ni, 2007’de, “Yüce Diriliş Partisi”ni kurar. Araç dergi de, parti de, yayınevi de olsa amaç tektir: “Diriliş” düşüncesini anlatmak.
«Bir milletin basübadelmevti» diyerek “İslam dünyasının uyanışı-dirilişi”nin yollarını anlatmak için «1960-1992 yılları arasında toplam 396 sayı yayımlanan düşünce, edebiyat ve siyaset dergisi» olarak yayınlanan Diriliş Dergisi… Sorun bellidir: «Türkiye’nin modernleşme sürecindeki toplumsal ve bireysel krizlerin sebebi, İslam medeniyetine ait kavramların Türkiye’de bağlamını yitirmesi ve gündelik hayattan kaldırıması»dır. » Diriliş neslinin simge ismi de “Taha”dır. «Dört melek ve Kur’anla/ Dirildi Taha»… Bir tefekkür sistemi kurar ve adına “Hakikat medeniyeti” der…
- ÂDEM-GÜNAH (CENNET’TEN UZAKLAŞMA)-TÖVBE-HAKİKAT… İşte bu sergüzeştte olduğu gibi «Düşüş, Bir Diriliş Getirmeli…». «Ölüm ve Mezar: Bir düşüş’ten sonra bir yüceliş gelmesi için hayata ve insana yüklenmiş bir çile saatidir.»
Ve “Yitik Cennet” de Şudur: «İmtihandan başarıyla çıkıp kendi olgunluğunu bütünleyenler, tekrar cenneti bulmuşçasına kurtuluşa ererler…» Bir de “sanatçı ve edebiyatçı”ya diriliş çağrısı vardır Karakoç’un:
«Ey estetik! Ey sanat! Ey edebiyat ve şiir! Seni doğuran ana öze, yani dine, neden en kısa zamanda, yoz katkıların, yabancı duygu ve düşüncelerin, yanlışların pencerelerini açıyorsun? Gerekli bir özgürlüğü sömürmüş olmuyor musun? Din ve medeniyetin bu dar kapıdan geçmesi gerekli diyeceksin. Evet doğru, fakat bir an önce dönmek üzere. Edebiyat sarhoşluğundan ve aldanışından Havva Âdem tövbesine ve inanç özüne, dönmek şartıyla.»
Seslenişi aynı zamanda kendisine idi. Birbiri ardına “Dünya Sürgünü’nün Meyveleri”ni, yani eserlerini yayınladı: Ruhun Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ Ve İlham 1, Çağ Ve İlham 2, Çağ Ve İlham 3, Çağ Ve İlham 4, İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet, Makamda, İslamın Dirilişi, Gündönümü, Diriliş Muştusu, İslam, Diriliş Neslinin Amentüsü, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Düşünceler-1, Düşünceler-2, Dirilişin Çevresinde, Fizikötesi Açısından-1, Fizikötesi Açısından-2, Fizikötesi Açısından-3, Yapl Taşları Ve Kaderimizin Çağrısı -1, Yapl Taşları Ve Kaderimizin Çağrısı -2, Unutuş Ve Hatırlayış, Varolma Savaşı, Çağdaş Batı Düşüncesinden, Samanyolunda Ziyafet; Şiirler -1 (Monna Rosa), Şiirler -2 Şahdamar – Körfez – Sesler), Şiirler -3 (Hızırla Kırk Saat), Şiirler -4 (Taha’nın Kitabı – Gül Muştusu), ŞİİRLER -5 (Zamana Adanmış Sözler), Şiirler -6 (Ayinler – Çeşmeler), Şiirler -7 (Leyla İle Mecnun), Şiirler -8 (Ateş Dansı), Şiirler -9 (Alınyazısı Saati), Gün Doğmadan (Toplu Şiirler), Çeviri -Şiir İslamın Şiir Anıtlarından, Çeviri -Şiir Batı Şiirlerinden, Hikâye -Hikâyeler -1 (Meydan Ortaya Çıktığında), Hikâye -Hikâyeler -2 (Portreler), Piyes –Armağan, Piyes -Piyesler -1, Deneme -Edebiyat Yazıları -1, Deneme -Edebiyat Yazıları -2, Deneme -Edebiyat Yazıları -3, İnceleme -Mehmed Akif, İnceleme -Yunus Emre, İnceleme –Mevlana, Günlük -Yazılar Günlük Yazılar – 1 (Farklar), Günlük -Yazılar Günlük Yazılar – 2 (Sütun), Günlük -Yazılar Günlük Yazılar – 3 (Sur), Günlük -Yazılar Günlük Yazılar – 4 (Gün Saati), Söyleyişler -Tarihin Yol Ağzında, Söyleyişler -Çıkış Yolu- 1, Söyleyişler -Çıkış Yolu- 2, Söyleyişler -Çıkış Yolu- 3
Her eserde farklı bir tefekkür gizlidir. Masal’da “İrfanî bir bakışa sahip Doğulu babanın 7 oğlunun Batı karşısında var oluş veya diriliş savaşı…” metinleştirilir.
Modern bir Leyla ile Mecnun denemesi olan Monna Rosa’da “aşağılanan gül kavramını yeniden gündeme getirmek” ister şair “Gül” kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünür.
Şahsiyetiyle, mahremiyetiyle “biz”i temsil eden “bahçeli evler”i hunharca “betona gömen” ve “Balkon’dan medet uman!” mîmârîye ve modernlik algısına “Balkon” ile isyan eder. Ve daha nice eserler…
Hem hayatı, hem tefekkürü hem de edebiyatıyla öylesine takdir topladı ki Cemal Süreyya onun için; “yaşama konumu olarak da tek ve benzersiz bir kişi.”, “Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçakgönülle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok.”, “Bulgucu adam. Belki de ülkemizde tek bulgucu.” ve “Dışarıda ve yukarıdadır.” İfadelerini kullanır.
İ.Özel, “Esenlik Bildirisi”nde, “Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın…” diyor. O hiçbir zaman görünüp alkışlanmak isteyen bir Vandal yürek olmadı… Ödüller karşısında “Sezai tavrı” sergiledi. 1968’de MTTB Millî Hizmet Madalyası, 1970’de Sürgün Macar Yazarlar Gümüş Madalya Ödülü, 1982’de Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü, 1988’de Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü, 1991’de de Dünya Kültür ve Sanat Akademisi Ödülleri, 2006’da Kültür Bakanlığı Özel Ödülü, 2011’de ise Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü’ne lâyık görüldü. Her ödül karşısında “Sezai tavrı”nı sergiledi. Bütün bu vasıflarıyla da Töreli Türk Edebiyâtı’nın yakın dönemdeki en mümtaz şahsiyetlerinden birisi olarak yâdedilmeyi hak etti.
Zihinlerde “Diriliş” fikri, gönüllerde ve dillerde mısraları kaldı:
“Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
(UZATMA DÜNYA SÜRGÜNÜMÜ BENİM)


