EdebiyâtProf. Dr. Abdülkadir DağlarTöreli Yazılar

Üç Âyetten Üç Türküye Neşet Ertaş

Abdülkadir Dağlar

Üç Âyetten Üç Türküye Neşet Ertaş

-Garîb ustâda
rahmet niyâzıyla
ithâf olunur…-

Töreli Türk Şiiri… Dîvân Şiiri, Tekke Şiiri ve Âşık Şiiri geleneklerinin müşterek tek ismi… Töre pınarından beslenen “edebî töre”nin Türk Edebiyâtı’ndaki vecîz ifâdesi…

Edebî geleneklerin yâhut gelenekli edebî dâirelerin hepsinin beslendiği ana kaynak, ilhâmını ve gıdâsını töreden alan edebî töredir…

Töreli Türk Şiiri’nin alt geleneklerinin tamâmı, esâsında aynı hakîkatın, aynı hakîkat alanının birer edebî tezâhüründen ibârettir… Âşık Şiiri’nin Tekke Şiiri’nden, Tekke Şiiri’nin de Dîvân Şiiri’nden dış-maddî tabakadaki ses, âhenk, dil ve üslûp unsurları dışında, iç-mânevî tabakaları bakımından çok da farklı olmadığını, her birinin hâtırı sayılır ölçüde aynı mazmûn dünyâsının mânâ unsurlarını kullandığını söylemek mümkündür…

Diyebiliriz ki, bütün bu edebî geleneklerin söztöresine şekil veren hakîkat alanı, Levh-i Mahfûz’dur; bütün töreli şâirler ve -âşıklar, dervişler- sözlerini Levh-i Mahfûz’a münâsip düşürmeye gayret göstermişler… Yânî, töreli şâirler, Arş’ın edebî töresini -yânî söztöresini- gözetmişler, gökyüzüne muhâlefet eden sözler söylemekten mümkün mertebe kaçınmışlardır… Töreli şiirin günümüzdeki mühim mümessillerinden sayılan İsmet Özel’in

Gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir

dizesi de çok açık bir şekilde bu söztöre ilkesini ifâde etmektedir…

Töreli şiirin, ilhâmını, batnında Kur’ân-ı Kerîm’in hakîkatını muhâfaza ettiği için “Ümmü’l-Kitâb (Kitâbın Anası / Ana Kitâb)” şeklinde de isimlendirilen Levh-i Mahfûz’dan alıyor olması, töreli şiirler ile âyetlerin aynı edebî potada yoğrulmasına da imkân sağlamıştır… Gerek Dîvân Şiiri’nde, gerek Tekke Şiiri’nde ve gerekse Âşık Şiiri’nde kimi zaman doğrudan âyet iktibaslarına yâhut âyet meâllerine yer verildiği ve kimi zaman da âyetlere telmîhlerde bulunulduğu görülebilmektedir…

Âşık Şiiri geleneğinin son dönemine mührünü vuran âşıklarından Garîb mahlaslı -tapşırmalı- Neşet Ertaş (1938-2012) ustâdın bizâtihî kendisine âit -Garîb imzâlı- yüzlerce şiirinde Töreli Türk Şiiri’nin söztöresi ile mânâ unsurlarının âşikâr bir şekilde yansıdığı görülmektedir… Her töreli şâir gibi, Neşet Ertaş’ın da töreli edebiyâtın şuûraltından tevârüs yoluyla alıp kullandığı mazmûn ve mânâ unsurları, onun hemen her türküsünde, bozlağında kendi dilince tezâhür etmektedir…

Bu yazıda, Neşet Ertaş’ın üç türküsünde geçen bâzı ifâdelerin, meâl-telmîh aynasında bâzı âyetlerin tecellîleri olduğu tesbîti üzerinde durulacaktır… Türkülerde yer alan o söz konusu kısımlar ile beslenip yansıttıkları âyetleri müşâhede ederek yorumlamaya çalışalım:

*

Evvelâ, “Yazımı gışa çevirdin” sözü ile başlayan “Leylâm” redifli türkünün

Her ân gözümde perdesin
Nere baksam sen ordasın
Mevlâm ayrılık vermesin
Göğde uçan guşa Leylâm

şeklindeki ikinci dörtlüğünün ikinci dizesi, telmîhen  “Fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh… (Nereye dönerseniz Allâh’ın yüzü -zâtı- oradadır…)” (Bakara / 115) âyetini hâtırlatmaktadır… Töreli edebî metinlerde çokça karşılaşılan bir âyettir bu…

Âşık, nereye baksa Leylâ’yı görür; has kullar da, nereye dönse Mevlâ’yı müşâhede ederler… Has kul odur ki, aşkını Leylâ mertebesinden Mevlâ mertebesine yükseltmiştir… Âşık odur ki, Leylâ’ya duyduğu aşkı Mevlâ aşkına kalbetmiş, döndürmüştür… Has kul, Leylâ’yı, Mevlâ’ya ulaştıran bir aşk kılavuzu sayar… Âşık, Leylâ aynasında Mevlâ’yı temâşâ eder…

Neşet Ertaş’ın, birbiri ardından gelen iki dizede hem Mevlâ hem de Leylâ isimlerini kullanmış olması, kendi aşk telakkîsine de bir işâret sayılabilir… Nitekim, töreli aşk nazariyâtında, ameliyâtında ve edebiyâtında, Leylâ’yı Mevlâ’dan ayırmanın mümkün olmadığını söylemek yanlış olmaz… Leylâ, Mevlâ’ya ulaştıran mecâzî bir aşk köprüsüdür; zîrâ, denilmiştir ki “El-mecâzu kantaratu’l-hakîkati… (Mecâz hakîkatın köprüsüdür…)”…

**

İkinci olarak, “Câhildim dünyânın rengine gandım” dizesiyle başlayan bozlağın

Garîbim cân yakıp gönul gırmadım
Senden ayrı ben bir mekân gurmadım
Daha bir gönule ıkrâr vermedim

Bâtınım sen oldun zâhirim sensin
Evvelim sen oldun âhirim sensin

şeklindeki son bendinin sonunda, “Huve’l-Evvelu ve’l-Âhiru ve’z-Zâhiru ve’l-Bâtın… (O, Evvel’dir -en ilktir- ve Âhir’dir -en sondur-, Zâhir’dir -en açıktır- ve Bâtın’dır -en gizlidir-…)” (Hadîd / 3) âyetinin tecellî ettiği görülmektedir… Mâlûmdur: el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir ve el-Bâtın isimleri Allâh’ın Esmâ’u’l-Hüsnâ’sındandır…

Neşet Ertaş, töreli aşk telakkîsini bu dizelere de yansıtmıştır… Bu dizelerin muhâtabı olan mâşuk, töreli aşkın töreli sevgilisidir; yânî, “aşk-ı mutlak”a mazhar olan beşerî mâşuktur; yânî, Leylâ’dır…

Leylâ’nın şahsında idealize edilerek mutlak noktaya taşınan aşk, işte böyle İlâhî isimler aynasında tecellî ve tezâhür ettirilen töreli aşktır… Bu, belki tâ rûhlar âleminden başlayarak cennette de devâm etmesi umulan aşktır… Bu, hem içkin ve hem de aşkın mâhiyetli bir aşktır…

Aşk, sırr-ı âşikâredir, yânî en açık sırdır… Aşk, hem bâtın-ı zâhir ve hem de zâhir-i bâtındır, yânî hem en açık gizlidir ve hem de en gizli açıktır… Aşk, dışta yansıyan iç ve içte gizlenen dıştır…

Varlığın evveli de âhiri de, başı da sonu da muhabbettir; bir güzele duyulan muhabbetten ötürü yaratıldı kâinat ve yine o güzele duyulan hasretten ötürü de aslî vatana dönülecektir… Denilebilir ki, “Ol / Kun” emri ile “Dön / İrci‘î” arasındaki her şey bir aşk mâcerâsından ibârettir…

***

Son olarak da, “Gönül Dağı” adıyla meşhûr olan türkünün

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızâsız bahcanın gülü derilmez
Galbden galbe bir yol vardır görülmez
Gönulden gönule gider yol gizli gizli

şeklindeki ikinci dörtlüğünün ilk iki dizesinde “İrci‘î ilâ-Rabbiki râzıyeten marzıyyeh… Fe’dhulî fî-‘ibâdî… Ve’dhulî cennetî… (Sen ondan râzı, O senden râzı olmuş olarak Rabb’ine dön… -Has- kullarımın arasına katıl… Cennetime gir…)” (Fecr / 28-30) âyetlerine içkin bir telmîhte bulunulduğunu söylemek îcâb eder… Bu âyetlerde cennete dönüş, kul-Rabb arasındaki “karşılıklı rızâ” yânî “rızâlaşma” şartına bağlanmış görünmektedir…

Türküdeki “Dost eli”, hakîkî dostlarla ebedî bir hayâtın ve komşuluğun paylaşılacağı cennet bahçesidir… “Gel” emrinden murâdın ise, Allâh’ın “Dön” emri olduğu söylenebilir…

Her işin, her oluşun ve her bozuluşun muayyen bir vakti vardır; Allâh “Dön / İrci‘î” emrini buyurmadan ölmek ve aslî vatana dönmek mümkün değildir… Has kuldan beklenen, bu mukadder vakte rızâ göstermektir; zîrâ, güllerle bezenmiş cennet bahçesi, Kâdir teâlânın her bakımdan takdîr ettiği kadara ve mikdâra rızâ gösterenlere ihsân edilecek bir mükâfattır… Allâh’ın kuldan râzı olması (marzıyye), kulun Allâh’tan râzı olmasının (râzıye) bir ecri, bir karşılığı sayılır… Diyebiliriz ki, bu rızâlaşma, cennet kapısının da anahtarıdır…

Sevgiliden dâvet gelmeden ve sevgilinin müsâadesi olmadan, sevgilinin haremine, has bahçesine girilmez… Mutlak mâşuk, yânî Allâh sevdirmezse kul sevemez, sevdiremez; zîrâ, mâşûku da âşıkı da aşkı da yaratan Allâh, yarattığı aşkı mâşuk mazharında tezâhür ettirip âşıkın gönlüne ilkâ eder… Allâh’ın râzı olmadığı bir his, aşk olamaz; aşk bahçesinin gülleri de, ancak rızâ ile koklanabilir, toplanabilir…

Neşet Ertaş, bu türküsünün sonunda aşkın en mahrem ânını, vaktini ve zamânını

Seher vakti Garîb bülbül öterken
Kipriklerin oku câna batarken
Cümle âlem uykusunda yatarken
Kimseler görmeden gel gizli gizli               

dörtlüğünde dile getirmektedir… Has kullara ve hakîkî âşıklara ikrâm edilen en kıymetli vakit “seher vakti”dir ki, seherlerde İlâhî füyûzâtın yeryüzüne çok yakın bir mertebeye kadar indirildiği kabûl edilmektedir… Bu dörtlükte, gafletle uyuyan nâmahrem kullardan gizli gizli dâvet edilen sevgilinin, mutlak mâşuk sayılan Allâh olduğunu iddiâ etmek de töreli şiir dâiresinde mümkündür…

****

Velhâsıl…

Neşet Ertaş, töreli edebiyâtın hakîkatlarını irfânî-şifâhî mecrâdan bihakkın tahsîl etmiş, töreli şiirin şuûraltı müktesebâtını sözüyle ve sâzıyla kâmilen tevârüs etmiş görünmektedir… Denilebilir ki, âşık şâirin muvaffakıyeti, işte burada sırlıdır…

Allâh, Garîb kuluna rahmet ve mağfiret eylesin… Hâlis aşkı onun yol azığı olsun… Mekânı cennet bahçesi olsun…

Abdülkadir Dağlar

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu