
Töz ~ Töre ~ Türk Kelimelerine Dâir
-Kayseri’nin sırlısı
Yahya Karadavut ağabeye
hürmet ve muhabbetlerimle…-
Kelimelerin kavram-anlam ilişkileri, kendileriyle müştakk/kökteş diğer kelimelerin anlamları ışığında daha da billûrlaşarak ortaya çıkar… Aksi hâlde, kelimeler, iştikâkî -etimolojik- mânâda soy-sop, âile ve akrabâ ilişkisi içerisinde bulundukları diğer kelimelerle alâka kurulmadan, yalnız ve münferit olarak anlamlandırmaya tâbi tutulduklarında, zamanla bâzı ince anlamlarını da yitirebilirler… Bu anlam kayıpları, kelimelerin mânâ yönünden yalnızlaşmasına, soysuzlaşmasına ve kısırlaşmasına yol açar; nitekim, âile ve akrabâdan uzaklaşma, giderek yalnızlaşmaya, anlamsızlaşmaya ve zamanla da soysuzlaşmaya sebebiyet verir…
Aynı iştikâk âilesinden kelimelerin anlamları birbirleriyle tamamlanırlar; yânî, bir kelimenin mefhûmunu idrâk gayreti, ancak kökteşi olan diğer kelimelerin anlamları da hesâba katıldığında doğru netîceye ulaşabilir… Kökteş her kelimede, -kökteşi olan- diğer kelimelerin anlamlarından biri ya da birkaçını bulmak mümkündür; ancak bu sâyede kelimelerin kavramları kâmilen kavranabilir ve anlamları kâmilen anlaşılabilir… Kavramları ve kelimeleri soysuzlaşmaktan koruyabilmek için mutlakâ iştikâk ilmiyle ve ameliyesiyle iştigâl etmelidir; zîrâ, tıpkı şecere ve ensâb ilimleri gibi, iştikâk ilmi de kavramları ve kelimeleri koruyarak “anlamların soyulması” ve “dilde soysuzlaşma” tehlikelerini ciddî olarak bertaraf eder…
Bu iştikâk denemesi de, bilhassa son iki asırda kavram ve anlam evreni soyularak âdetâ soysuzlaştırılan “töre” kelimesi merkezi etrâfında gerçekleşecektir… Günümüzde maalesef “töre cinâyetleri”, “töre evlilikleri” gibi birkaç deyimde hakîkî mefhûmuna muhâlif bir şekilde kullanılarak böylece yayılmak istenen töre, diğer taraftan da “Türk Töresi” gibi bir tâbirle anlam daralmasına mâruz bırakılarak, sâdece “Türklerin devleti ve milleti idâre etme usûlü ve geleneği”, “Türk halkının kendi ülkesinde uymakla mükellef oldukları şifâhî -ve kitâbî- yasalar bütünü” gibi anlamlar çerçevesinde değerlendirilip yorumlanagelmiştir… Yânî, töreyi, kimisi bir takım mahallî âdet ve uygulamalar karşılığında kullanırken, kimisi de şifâhî mâhiyetli bir ahlâk ve siyâset kitâbı olarak ele almaktadır…
Töre, bir taraftan varlığın, “Kun / Ol” emr-i İlâhîsi ile başlayan yaratılış, var oluş ve türeyiş serencâmını idrâk etmeye çalışması yönüyle ontolojik; diğer taraftan da insânın varlık ve var oluş karşısındaki kavrama, bilme, anlama ve anlatabilme eylemlerinin mihveri olması yönüyle de epistemolojik bir mâhiyeti hâizdir… Töre, bir taraftan devlet-devlet, devlet-millet ve hâkan-halk arasındaki ilişkileri tanzîm etmesi bakımından bir siyâsetnâme; diğer taraftan da insan-insan, insan-cemiyet, insan-devlet, insan-tabîat, insan-evren ve insan-Allâh arasındaki münâsebetleri düzene koyan bir ahlâk kitâbıdır… Töre, bir taraftan Arş’tan Arz’a, gökten yere gönderilen ledünnî ve küllî din ve şerîat nizamnâmesini; diğer taraftan da bu nizamnâmeye uygun olarak te’lîf edilip hâzırlanan beşerî ve cüz’î kânunnâmeleri ifâde eder…
Velhâsıl…
Töre, varlığın varlıklar hâlinde yaratılmaya ve yaşatılmaya devâm etme ilkesidir… Töre, yaşamı ölümle kâim ve dâim kılan ezelî ve ebedî fıtrat kânûnudur… Töre, oluş-bozuluş -kevn ü fesâd- hattında bütün varlıkların geliş-dönüş istikâmetini tâyîn eden semâvî bir düzendir… Töre, yerin en dibinden göklerin son sınırına kadar bütün kâinâtın tabîatını tanzîm edip mutlak bir nizâm altında tutan İlâhî emirler dîvânıdır…
Artık, töre kavram-kelimesini, onun öz iştikâk âilesini oluşturan kelimelerle birlikte kavrayıp anlamaya, anlamlandırmaya ve anlatmaya çalışmanın vakti gelmiş gibidir… Bu yolda, töre kelimesini, öncelikle töz ve Türk kelimelerinin aynalarında görüp yansıtmaya çalışmak, sonra da âilenin diğer kelimeleriyle bir arada değerlendirmek yerinde olacaktır:
Töz, “toz” kelimesiyle aynı kökten -ve aynı anlam dâiresinde-, “varlığın ilk nüvesi; yaratılışın, var edilişin özü; türeyişin başlangıç noktası; mahlûkâtın, mevcûdâtın ve kâinâtın cevheri; toz” anlamlarında felsefî-hikemî bir kavram-kelimedir…
Yaratılış ve türeyişe dâir töz -toz- kavramı etrâfında şekillenen farazî nazariyelerden birine göre, kâinat bir “toz bulutu”ndan türemiştir… Bir başkasının, meselâ tasavvuf nazariyâtının kabûlü ve adlandırmasına göre, Allâh’ın yarattığı ilk töz -cevher-, Hakîkat-ı Muhammediyye’dir ki, ona Nûr-ı Muhammedî de denmektedir; cümle mevcûdat ve bütün kâinat, işte bu tözden yaratılıp türe(til)miştir…
Töz, bir anlamıyla “öz” ve bir anlamıyla da “söz”dür; şöyle ki, Allâh’ın ilk emri olan “Kun / Ol”, aynı zamanda yaratılan ilk şey, ilk mahlûktur da… Ve her şey, o ilk sözden, o ilk özden, o ilk tözden yaratılmış, türemiştir… O aslî hakîkat, tözel ve sözel bir mâhiyet taşır; yânî, o tözel asıl, sözel bir mâhiyettedir…
Töre, “törög > törüg>törü” kelimelerinden türeyerek şekillenmiş, daha ziyâde “yasalar, kânunlar ve nizamlar bütünü; odanın baş köşesi; örf” anlamlarını kazanmıştır…
Töre için 3 ana (d)evreden bahsetmek mümkündür:
Tözün, yânî Nûr-ı Muhammedî’nin yaratılmasından Hazret-i Âdem’in -aleyhisselâm- yaratılmasına kadarki “hakîkat (d)evresi”, Âdem Ata’nın ilk insan ve ilk peygamber olarak nübüvvet vazîfesiyle yeryüzüne indirilmesiyle son peygamber efendimiz Hazret-i Muhammed -aleyhissalâtu vesselâm- arasındaki “nübüvvet (d)evresi” ve Resûlullâh efendimizden sonra kıyâmet gününe kadar sürecek olan “velâyet (d)evresi”… Yânî, yeryüzünde töreyi temsil ve teblîğ eden peygamberlerden sonra, onlardan verâset yoluyla aldıkları velâyet ve ilimle velîler ve âlimler, törenin kıyâmete kadarki mümessilleri ve muallimleri olarak irşad vazîfesinde bulunacaklardır…
Esâsında, töre, türeyiş ilkesi üzerine kurulmuş türeyiş nizâmıdır… Töre, hem varlığın türeyiş ilkesi ve nizâmı, hem de bilginin türeyiş ilkesi ve nizâmıdır; yânî, töre, hem ontoloji ilkesi ve nizâmı, hem de epistemoloji ilkesi ve nizâmıdır…
Türk, “Török>Türük” kelimelerinden dönüşerek şekillenmiş bir isimdir; “Hazret-i Nûh’un bir oğlunun adı -Yâfes- ve onun soyundan gelenler; Türk ilinde, büyük Türkistân ülkesinde yaşayan, varlığını töre ve Türkçe etrâfında koruyarak devâm ettiren milletin her bir ferdi” anlamlarındadır… Dolayısıyla, Türk’ün alâmet-i fârikası, töreli yaşayışı ve dilidir…
Türk, bir anlamıyla da “töreli” demektir; yânî, “töreye uyan, töreyi uygulayan, töreye uygun yaşayan, töreyi gözetip koruyan insân”a Türk denir…
Kelimeleri birbirleriyle tanı(mla)mak…
Töz, törenin ilk nüvesi, törenin çıkış noktasıdır; yânî, töz törenin cevheridir… Töz, töre suyunun özü, töre nehrinin gözüdür… Töz, töre kitâbının ilk sözüdür… Töz, töre yolunun başı ve töre yolunun sonudur… Töz, töre binâsının başı, töre kubbesinin kilit taşıdır… Töz, töre zincîrinin hammaddesi, töre harcının sermâyesidir…
Töz, Türk’ü Türk yapan, Türk’ün fıtratındaki cevherdir… Töz, Türk’e töre yolunu gösteren nûrdur; Türk’ün töre yolundaki kızılelmasıdır… Töz, Türk’ün kana kana içtiği öz, Türk’ün tuttuğu sözdür…
Töre, tözün aynasıdır… Töre, kıymetini tözden alan ve tözü özleyenlere kıymet veren sözler mecmûasıdır… Töre, tözden beslenen ve tözle hislenen yolcuların yolu ve izleğidir… Töre, tözün hikmetini bildiren muallim, tözün hakîkatına ulaştıran mürşiddir… Töre, tözü sözle duyulur, özle görünür kılan çağırgan münâdîdir…
Töre, Türk’ün yaptığı, eylediği, söylediği değil, Türk’ün uyduğu, izlediği, koruduğu ve yaşadığıdır… Töre, sözlü tözün Türk’e hitâbı, Türk’e dâir özlü sözler kitâbıdır… Töre, tözü gözleyen ve tözü gözeten Türk’ün kılavuzudur…
Türk, ezelî tözün farkında ve idrâkinde olan töreli kimsedir… Türk, kendisini, tözü ve tözlü olanı muhâfazaya me’mur ve müstahdem tutan töreli kimsedir… Türk, tözün sözle var kılındığını kabûl eden, tözü sözle beyân eden ve sözün kıymetini tözle kâim gören töreli kimsedir…
Türk, töreyi yazan ve kuran değil, ancak töreye uyan ve tâbi olan olduğunun şuûrunda bulunan töreli kimsedir… Türk, töreyi yaymak, öğretmek ve yaşatmakla kendisini mükellef ve muvazzaf gören töreli kimsedir… Türk, töreli insanlarla birlikte yaşayarak töreli şeyleri yaşatmayı kendisine şiâr edinmiş töreli kimsedir…
Şimdi, bu kelimelerin de birer ferdi olduğu kavramlar ve kelimeler âilesinin diğer fertlerinden de bahsetmek, töreli usûle mutâbık olacaktır:
Törüt-(mek) > Türet-(mek)…
Törütmek, “tek tözden yaratmak, tek töreyle türetmek” demektir ki Türkçe’de, Arapça’dan geçen “fıtrat” ve “halk, hilkat” kavram-kelimeleri ile aynı anlam dâiresinde kullanılagelmiştir… Bu arada, fıtrat ve hilkat kelimelerinin, töre dâiresinin merkezindeki en töreli kavramları karşıladığını da söylemek yerinde olur… Çünkü, töre, esâsını türetme ve türeme eylemlerindeki türeyiş nizâmından alır…
Töreli Türkçe edebî metinlerin ilk şâheseri sayılan Kutadgu Bilig’in (te’lif. 1069) “besmele” mâhiyetli ilk beytindeki “Törütgen” ismi, Allâh’ın esmâsından “yaratan, türeten” anlamında el-Hâlık ismiyle berâber el-Bârî, el-Musavvir ve el-Bedî‘ isimlerine karşılık olarak da zikredilmiştir:
Bayat atı birle sözüg başladım
Törütgen İgidgen Keçürgen İdim
[el-Kadîm Allâh’ın adıyla söze başladım; -O-, yaratıp türeten, besleyip yaşatan, öldürüp geçiren Rabb’imdir…]
Allâh, törütüp yarattığı ilk tözden, yine sonraki mahlûkâtı yaratıp türetmiştir; yânî, törütmenin ve türeyişin esâsında töz vardır…
Törü-(mek) > Türe-(mek)… Türeyiş…
Törümek, “tek tözden yaratılmak, tek töreyle türemek; yaratılarak türemek” anlamlarındadır…
Yine Kutadgu Bilig’in
Törütgen barına törütmiş tanuk
Törümiş iki bir tanukı anuk
[el-Hâlık -Allâh-, -varlıkları- varlığına şâhid yaratmıştır; yaratılmış iki, Bir’in -el-Ehad, el-Vâhid- hâzır şâhididir…]
şeklindeki 15. beytinde, Allâh’ın törütmek fiilinin edilgen nesnesi durumunda olan mahlûkâtın törümek -yaratılmak- eylemine işâret edilmektedir… Buna göre, Allâh, törümiş olan her bir mahlûku, Törütgen -Hâlık- isminin birer tecellîsi ve şâhidi olarak yaratmıştır…
Törütgen Allâh’ın “Kun / Ol” sözüyle başlayan törüme, türeme veyâ türeyiş serencâmı hâlâ devâm etmektedir; “İrci‘î / Dön” emrine, yânî kıyâmete kadar da sürecektir… Hâsılı, töre, “Kun” ile “Dön” emirleri arasında müstakim bir hattır ki, hakîkî mazmûnunu “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn. (Muhakkak, biz Allâh’a âidiz ve ona dönücüleriz.)” (Bakara / 156) âyetinde kavramaktadır…
Tüz-(mek)… Tüzük… Düzen…
Töre, ezelden ebede devâm eden küllî nizâmın adı ise, töre kelimesiyle iştikâk hâlinde bu nizâmı ifâde eden bâzı kelime kümelerinden şöylece bahsedilebilir:
Tüzmek>düzmek>dizmek, Kök Türkçe’den günümüze “nizam verme, tanzîm etme”nin Türkçe karşılıklarıdır… Bu kelimelerden, zamanla tüzük, tüzel, düzen, dize, dizi, dizge gibi kelimeler türetilmiştir…
Kâinâtın töreli düzeni arzî değil, semâvî mâhiyetlidir… Arzdaki, yeryüzündeki beşerî düzen ise, hukûkî ve kânûnî tüzükler yordamıyla, adliye, yargı ve mahkeme gibi tüzel vâsıtalarla sağlanmaya çalışılır…
Töreli nazmın -şiirin- nizâmı, dizeler -mısrâlar- üzerinde görülür; meselâ, vezin ve kâfiye gibi sesli âhenk ve düzen unsurlarını farkedip görebilmek için en az iki dizeye ihtiyaç vardır…
Muayyen aralıklar ve muntazam tekrarlarla birbiri ardından gelen şeylere “dizi” denir; diziler, kâinâtın töresine de ayna tutarlar… Zîrâ, evren yaratıldığından beri türeyiş belli bir düzen dâhilinde ve belirli diziler hâlinde devâm etmektedir…
Türk devlet geleneğinde töreyi ifâde eden aslî kavramlardan birisi de “nizâm-ı âlem”dir… Nizâm-ı âlem, töre karşısında şuûrunu kuşanmış töreli kimsenin ve töreli devletin bir şiârı sayılır; yânî, Türk ve Türk devleti, önce kendi ülkesinin düzenini korumak ve sonra da cümle âleme düzen vermek için vardır…
Törüngey…
Altay yaratılış destânında ilk insânın -yânî Âdem’in- adı, Törüngey olarak geçmektedir… Bunu, Âdem’in -Törüngey- ilk yaratılıp türetilen insan olduğu, başta Havvâ -Eje- olmak üzere, bütün beşeriyyetin de kendisinden türe(til)diği kabûlüyle alâkalı bir adlandırma saymak mümkündür…
Törüngey, “töreyi öğrenen; töreyle donatılan; töreyi aktarıp öğreten” anlamını da mündemiçtir; zîrâ, Allâh, Âdem Ata’yı yarattıktan sonra ona bilgilenmenin aslını, yânî isimleri de öğretmiştir:
“Ve ‘alleme Âdeme’l-esmâ’e kullehâ summe ‘arazahum ‘ale’l-melâ’iketi fe kâle enbi’ûnî bi-esmâ’i hâ’ulâ’i in kuntum sâdıkîn. Kâlû subhâneke lâ ‘ilme lenâ illâ mâ ‘allemtenâ inneke ente’l-‘Alîmu’l-Hakîm. Kâle yâ Âdemu enbi’hum bi-esmâ’ihim felemmâ enbe’ehum bi-esmâ’ihim kâle e lem ekul lekum innî a‘lemu ğaybe’s-semâvâti ve’l-arzi ve a‘lemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn. (Ve –Allâh– Âdem’e bütün isimleri öğretti; sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde sâdık iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi. “Seni tenzîh ederiz; bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur; en tam ilim ve en kâmil hikmet sâhibi şüphesiz sensin” cevâbını verdiler. “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir.” dedi; onlara bunların isimlerini bildirince de “‘Ben size Göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle ben bilirim; sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de yine ben bilirim.’” demedim mi!” buyurdu.)” (Bakara, 31-33)…
Kezâ, er-Rahmân Allâh, insânı yaratmış ve ona -dili ve beyânı- öğretmiştir:
“Er-Rahmân. ‘Alleme’l-Kur’ân. Halaka’l-insân. ‘Allemehu’l-beyân. (Rahmân. Kur’ân’ı öğretti. İnsânı yarattı. Ona beyânı –düşünüp konuşarak açıklamayı– öğretti.)” (Rahmân, 1-4)…
Allâh’ın, insanlığın atası Âdem’e öğrettiği şey, esâsında lisânî ve şifâhî törenin bizâtihî kendisidir; Âdem de, “varlık bilgisi” demek olan töreyi hem gökyüzünde meleklere, hem de yeryüzünde kendi soyundan gelenlere aktarıp öğretmiştir…
Tor… Tör…
Türkçe’de “or” ve “çor” kelimeleri ile aynı anlam dâiresinde ve benzer ses düzeninde tor kelimesi de “yer, yüksek yer; idâre makâmı, saray; baş köşe” anlamlarını ifâde etmektedir… Tor/Tör, -tâbîri câizse- tözün ete kemiğe bürünerek töre diye göründüğü yüksek yerdir…
Bununla birlikte, tor kelimesinin “yüksek mertebeli kişiler” için de kullanıldığı bilinmektedir… Demek ki, ülkede töreyi temsîl edip uygulayan, tüzme ve tüzük koyma işlerinin merkezi olarak düzeni sağlayan yüksek makamlı yer ve yüksek mertebeli kişidir, tor…
Töretam… İlki Tör…
Türkistân’ın destânî-edebî söz varlığı içerisinde “anayurt” anlamını karşılarcasına töretam ve ilki tör kavram-kelimelerinin kullanıldığı görülmektedir…
Bilhassa “töre-tam” kelimesinin zımnında -derin anlam tabakasında-, Âdem Ata ile Havvâ Ana’nın, türeyişin ve töre hakîkatının merkezi sayılan gök katından yâhut Arş damından indirilişine bir îmâ ve işâret de mazmûn ve mündemiç hâldedir… Zîrâ, Âdem Ata, bir halîfe ve bir peygamber olarak, vatan-ı aslî yâhut anayurt sayılan töretamdan -Arş damından- yeryüzüne beşerî türeyişi başlatmak ve türeyecek olan beşeriyyete İlâhî-ezelî töreyi bildirmek, öğretmek, yaymak ve töreyi beşeriyyet arasında hâkim kılmak üzere gönderilmiştir…
“İlki tör” kelimesinin ise, daha ziyâde, Âdem Ata ile Havvâ Ana’nın yeryüzüne indirilmesiyle beşerî türeyişin başladığı yeri ifâde ettiğini söylemek mümkündür… Nitekim, yüksek gökyüzünden inişin gerçekleştiği yer de “tor>tör”, yânî yüksek bir yer farzedilir, sayılır… Bu bağlamda, törenin son kitâbı Kur’ân-ı Kerîm’de (En‘âm / 92, Şûrâ / 7), “Ummu’l-kurâ” -şehirlerin anası- sıfatıyla vasfedilmiş olan Mekke’nin bir ilki tör olduğu söylenebilir…
Tor kelimesinin ses bakımından ince hâli sayılan tör kelimesinin, aynı çerçevede, Tûfân’dan sonra Hazret-i Nûh’un -aleyhisselâm- oğlu Yâfes’in -Türk- beşerî türeyişi -töreyişi- devâm ettirmek üzere yöneldiği bölgeyi ifâde ettiği de düşünülebilir… Çok sonraki devirlerde “Türkistân” adıyla anılacak olan geniş ve büyük ülke, “Tûfân’dan sonra tutulan tör”, “türeyişi devâm ettiren atayurt” anlamında ilki tör kelimesiyle de ifâde edilmiştir…
Artık denilebilir ki, ilki tör, törenin hâkim olduğu, törelilerin Türk adını hakkederek alıp yaşadıkları beldedir…
Turan…
Turan, töreye uygun yaşayanların, töreyi yaşatanların, töreyi yayarak hâkim kılanların hüküm sürdükleri ve nesilden nesile türeyerek töreyi ilânihâye hâkim kılacakları, tor/tör merkezli büyük “töre ülkesi”dir…
Turan, “töreliler ülkesi” yânî “Türk memleketi”dir; ezelde emânet aldıkları tözü, töre yordamıyla ebede kadar taşımaya söz vermiş vefâlı törelilerin hep bir arada yaşamayı murâd ettikleri bir kızılelma ülkesidir…
Köktöre…
Töze âit, cevherî, kök değerlerle sağlanan nizâmı “köktöre” şeklinde de adlandırmak mümkündür… Nedir bu kök değerler..? Aynı tözden yaratılışı ve sahih türeyişi ifâde eden değerlerdir:
Ulûhiyet, rubûbiyet, fıtrat, hilkat, vücud, tabîat, hakîkat, bereket, hayr, nûr, rûh, akl, muhabbet, merhamet, hikmet, mârifet, asl, sıhhat, cevher, söz, töz, öz, töre, örf, din…
Töre, bu köktöre değerlerini gözetmeyi, korumayı ve bütün bu unsurlara âzamî derecede ihtimam göstermeyi de emreder… Bunun için bir Türk’te bulunması ve dâimâ diri tutulması gereken hasletler şunlardır:
Ubûdiyet, vicdan, emânet, sulh, salâh, selâmet, vefâ, kanâat, tevekkül, teslîmiyet, hulus, safvet, şuur, fikr, zikr, şükr, sabr, basîret, ferâset, vakar, ferâgat, usûl, hamiyet, fütüvvet, mürüvvet, samîmiyet, emniyet, sadâkat, hürmet, izzet, sohbet, îman, islâm, ihsan, ikram, ihlâs, irfan, zarâfet, ibâdet, iyilik, cömertlik, fedâkârlık, diğergâmlık…
Köktöreden beslenen bu töreli hasletler, aynı zamanda Türk’ün de kendi şahsında koruyup yaşatması, kemâliyle temsîl etmesi gereken vasıflardır…
Töre, insan ile köktöre arasındaki sıkı alâkayı gevşetmeye, bozmaya, yıkmaya çalışan ve köktöreyi değersizleştirmeyi, unutturmayı amaç edinen şeytânî sıfatlar ve eylemlerle de mücâdele eder ki, bâzıları şunlardır:
Fesad, ifsad, nifak, adâvet, garaz, kin, şüphe, küfr, ısyan, şerr, şiddet, cehâlet, dalâlet, hıyânet, şehvet, sefâhat, kabâhat, hırs, hased, zillet, yalan, sahtekârlık, emr bi’l-münker, nehy ani’l-ma‘rûf, cimrilik, tembellik…
Türk’ün, yânî töreli insânın, yeryüzündeki mücâdele ve savaş meydânında karşısında yer alan asıl düşmanları, işte bunlardır…
Töreli nedir, töreli kimdir..?
Fıtrî olan ve fıtratını muhâfaza eden her şey ve herkes törelidir…
Cevherî olanla arazî olanı, hakîkî olanla bâtıl ve sun‘î olanı birbirinden ayıran her şey ve herkes törelidir…
Aslî olanı hâtırlatan, aslî olana götüren, aslî olanla fer‘î olan arasındaki farkı açıkça gösteren her şey ve herkes törelidir…
Hakîkat yolunda yürüten, Hakk’a götüren ve ulaştıran her şey ve herkes törelidir…
Selâm bahşeden ve selâmet telkîn eden her şey ve herkes törelidir…
Eman veren, emâneti korumayı emreden ve emniyet telkîn eden her şey ve herkes törelidir…
Sulhu ve salâhı kurup koruyan, sulh ve salâh hâlinde sâlih olan her şey ve herkes törelidir…
Hakkı ve sabrı tavsiye eden her şey ve herkes törelidir…
Ezcümle, köktöreyi muhâfaza eden, töreli değerler uğrunda mücâdele ve mücâhede eden her şey ve herkes törelidir…
Hâsıl-ı kelâm…
Kâinâtı tek tözden yaratıp sayısız ve sonsuz varlıklar cümlesi hâlinde türeten Allâh, bu sayısız ve sonsuz mevcûdâtın salâh ve nizâm içerisinde sevk ve idâresi için de töreyi yaratmıştır… Töreyi yaratan Allâh, törenin töze uygun, töreli bir şekilde muhâfazası için de Türk’ü, yânî töreli kullarını bu vazîfeyle tavzîf etmiştir…
Türk’ün şânına yakışan da, tözün ve törenin şuûrunda bulunarak, Allâh’ın ezelî-ebedî nizâmını anlayıp anlatmaktır…
Allâh, töreyi tanıyanların, töreyi bilenlerin, töreye uygun yaşayanların ve töreyi sonraki nesillere aktarıp öğretenlerin yâr ve yardımcısı olsun…
Selâmet ve letâfetle…
Abdülkadir Dağlar



