Gülhan YılmazTöreli Yazılar

Pembeli Kafkas Kızı

-Bir Bey’in Dilinden Eşine Mektup-

 Pembeli Kafkas Kızı

-Bir Bey’in Dilinden Eşine Mektup-

Badem gözlerindeki aynaya hapset beni, baharında kalayım, çıkarmazsın değil mi? Kirpiğinin okları düşmanımı haklasın, saçlarının telleri şakayık mı, şebnem mi? Boğazın dalgaları koşunca yalımıza, namesi beste olup dolardı yuvamıza.

Yosunlu kokuları üşütürdü düşleri, onun ile dinlerdik çöldeki şiirleri.

Hüzmeler döşemede yıldız yıldız yanardı, ılık, tatlı rüzgarın katlarda dolaşırdı.

Seferlere giderdim, cengaverindim senin; ruhun nice olgundu, ardımdan inlemezdin.

Mayıs’ta dans ederdi lâleler bahçemizde, papatyalar açardı güneşli pencerede.

Hurmalar turunçgilin renklerini sererdi, civarımız gülerdi, menekşeler şirindi.

“Savaşlar getirmişti beni” derdin Pembelim; Kafkasyalı, nazenin, miski amber sevdiğim.

Gözlerin baldan parlak, yüzün hep aydınlıktı; kırmızı dudakların narlara renk satardı.

Elmacık kemiklerin yuvarlacık, yanakta; çehrenin ortasında küçücük burnun vardı.

Lepiska saçlarını gören dokunmak ister, sanki aralarına serpilmişti inciler.

Duruşunda asalet, letafet vardı canım, sessizliğin yakardı; kururdu damarlarım.

Oyalı mendillerin sen gibi kokuyordu, portrelerdeki yüzler endamın izliyordu.

Meyveleri taptaze billur kaseler nerde? Piyano tuşlarımı şenlendiren ah gelse!

Nice badireleri atlattık da beraber bir nazara aldanıp gittin, iyi mi eller?

Bindiğin tren niye imal edildi canım? Ruhum alındı benden, benden çalındı Canım!

Yüreğimden vurulmuş sersefile dönmüşüm, nöbet nöbet gülmüşüm, nöbet nöbet ölmüşüm.

Beni deli sanıyor görenler yolda izde, kılığım kıyafetim oysa pek de yerinde.

Bu yiğide ne olmuş? diyerek bakıyorlar, sabah, öğlen ve akşam halime acıyorlar.

Gitmeseydin her gece haykırsaydın yüzüme, porselen vazoları savursaydın üstüme.

Uçurumlar başından aşağıya itseydin, yeter ki o suçları yüreğimden çekseydin!

Sen beni bilmez misin? Yalan dolana basmam, girse de başım derde doğruya çelme takmam.

Bunca zaman neymişiz, Beni tanımadın mı? Elli iki haftalar aşkla yaşamadın mı?

Kiminle uyanırdın sabah namazlarında? Seherde yalvarırdık Sevgili Yaratana.

Utanırdın söylerken: “Bir yavrumuz doğacak!”. Kırmızıya çalardın kaçardın köşe bucak.

Kimin göğsünde uyur, kime kahve yapardın? Kimin hastalığında uykulardan kaçardın?

Nazar nazar büyüyor gözümde hatıralar, ne hoşuma giderdi seninle mimozalar.

Bir devri mi bitirdin, çağın adı ne oldu? Söyle ben de bileyim, saat oldu lahzalar.

O gün pek alıngandın; narindin, kırılgandın. Yüreğin bana cephe, sözümden hoşlanmadın.

Yürüyorken Göksu’da dizdin bet cevapları. Kolumdan ellerini çekmeye hazırlandın.

“Gideceğim” deyince sanki ilk kez duymuştun. İrileşti gözlerin beni suçlu bulmuştun.

Karşımızdan geçiyor komşumuz refikası. Selam verirken baktım kiminle kol kolaydı.

Dünya yıktın başıma! Yanımdan kaçıp gittin. Art niyetsiz nazarın tuzaklarını dizdin.

Böyle değildin, Canım, yoksa bıktın mı benden? Yıllar mı yordu seni sevilmek mi bilemem!

Kahrettin vurdun beni, yaktın da yıktın beni! Bir söz kabul etmeden terk edip gittin beni!

Ey Kafkasya dağları, yâri çaldın bağımdan! Şimdi mutlu mudur o? Seviyor mu uzaktan?

İstanbul keşmekeşte, yüreğim yolu gözler. Tren duraklarında bana döşek serdiler.

Varıp seni alayım, kalbime mıhlayayım. Bir name gelmiş eve, demişsin ayrılayım.

Benim adım Ali’dir, yeri yurdum bellidir. Ettikleri zulümdür pembelim iyi bilir.

Ondan başka bir cana varmadı ruhum, varmaz. Eden bulur da elbet, ahret zulmü kayırmaz.

Gülhan Yılmaz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu