Mustafa SüsTöreli Yazılar

İnsan olarak kalabilmek ve tenha yalnızlık (Deneme)

Mustafa Süs

Kimi insanlar doğuştan yalnızdır.

Bu yalnızlığın arkasında ise pek çok farklı sebep yatar.

Kimisi kalabalık bir evde yalnızdır; ne anlayanı vardır ne de dinleyeni.

Kimisi okulda, sınıfta yalnızdır; etrafındakilere karşı mahcup, maddi imkansızlıklar veya geldiği sosyal çevre yüzünden bir türlü hayata tutunamaz.

Bazısı ise gereğinden fazla şımarıktır, kendini yetiştirmek için özen göstermemiştir; sürekli sızlanan, isteyen asalak yapısıyla istenmeyen bir karaktere dönüşmüştür.

Bir de etrafındakilerin çiğliklerini onlara konduramayan, feraset sahibi insanlar vardır. Başkalarının kötücül davranışlarından etkilenmemek için kendilerini bilerek kenara çekerler.

Bu insanların bir kısmı, yalnızlıklarının şuuraltına biriktirdiği hissiyatla pek ortalıkta görünmezler; belirli bir disiplin çerçevesinde, farkında olmadan kendilerini yetiştirirler.

Kendi yollarını çizerken kimseden yardım talep etmezler. Zaten yardım edecek kimseleri de yoktur; “İmdat!” diye bağırmayanın yangınına su taşınmayan bir çevrede büyümüşlerdir.

Hem “nasılsa kimse yardım etmeyecek” düşüncesiyle hem de başkalarına yapılan yardımların bedelinin ne kadar ağır olduğunu gördüklerinden, düştükleri yalnızlık deltasında tek başlarına ayağa kalkmaya çalışırlar.

MİNNETSİZ BİR HAYATIN YOKUŞU

Gel zaman git zaman, hayatın o dik yokuşunu tek başına tırmanan, dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelen bu insanların minnet duygusu —tamamen olmasa da— zamanla aşınır.

Sınavlarını ders çalışarak geçerler; sınavsız bir yerlere atananlardan olmazlar.

Hiçbir işlerinde aracı kullanmazlar; olacaksa hakkıyla olur, olmayacaksa olmaz.

Evlenirken, ev alırken veya diğer ihtiyaçlarını giderirken kimseden destek almazlar. Şayet bir destek gördülerse, karşılığını kuruşu kuruşuna öderler.

Hasta yatağından kalkıp, mümkünse kendi suyunu kendisi alan insanlardır bunlar.

Kaşıkla verip sapıyla geri isteyecek birini hissettikleri an oradan uzaklaşırlar.

Bu insanlar, bir noktaya kadar büyük bir saygıyı hak ederler. “Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür” mantığıyla yaşayanlar genelde takdir edilir; arkalarından “Kendi ayakları üzerinde duran, kimseye minneti olmayan insan” denilir.

Ancak gürültülü bir kaosun içinden sağ çıkan bu insanların, bu tür övgülere ihtiyaç duyacaklarını pek sanmıyorum.

TENHA YALNIZLIĞIN BEDELİ

Şimdi bu yazıyı yazmamıza sebep olan asıl meseleye gelelim: Bu insanlar zamanla öyle bir ruh hali içerisine girerler ki…

O yardım etmesi gerekirken etmeyenlere, ihtiyaç anında oralı olmayanlara karşı aralarına görünmez bir boşluk koyarlar.

Onlara düşman olmasalar da yani araba yolda kalmasa da o can sıkıcı arıza ışığı yanar hep.

Bazen bu durum kesif bir düşmanlığa da dönüşebilir.

Şöyle ki; zamanında yardım eli uzatmayanlar, gün gelip bu güçlü insandan beklenti içine girebilirler.

Beklentileri karşılanmayınca da onun hakkında tezviratlarda bulunabilirler.

İşte bu haksızlık, kopuşu düşmanlığa çevirebilir.

Diğer yandan; o yardım esirgeyenler yardıma muhtaç duruma düştüğünde —ki düşmez kalkmaz bir Allah’tır— beriki istese de elini uzatamayabilir. İçinden gelmez veya karşı tarafın bunu hak etmediğini düşünür.

Bu “tenha yalnızlık” bazı insanların peşini ömür boyu bırakmaz.

Şimdi soru şu:

Tek başına hayata tutunmanın mı getirisi fazla yoksa minnet ederek, uzatılan eller tutularak ayağa kalkmanın getirisi mi daha fazla?

Getiriden kasıt maddi getiri değil elbette.

Veya;

İnsan, insanlara ihtiyaç duymadan hayatını idame ettirirken insan olarak kalabilir mi?
Mustafa Süs

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu