Prof. Dr. Abdülkadir DağlarTöreli Yazılar

Tesâdüf mü Tevâfuk mu..?

Her tevâfuk, tesâdüf değildir; ama, her tesâdüf, bir tevâfuktur…

Tesâdüf mü Tevâfuk mu..?

Daha dün
“Ne olur, gârdaşım,
bizi bu ikilemden kurtar..!”
diyen töreli gârdaşım
Mustafa Süs’e…-

Tesâdüfün suçu ne..?

“Tesâdüf yoktur, tevâfuk vardır…” gibi, nereden türediği ve kimden sâdır olduğu mechul, beylik bir ifâde ve kalıplaşmış kalp bir cümle ile îtibarsızlaştırılarak karalanan bir kavramı işâret eder hâle getirildi, tesâdüf kelimesi… Tesâdüf kelimesinin var oluşuyla ve “varlık”ıyla alâkalı, ontik/kevnî-vücûdî hakîkatını, yânî aslî mefhûmunu görmezden gelip yok sayan akıl, onun hakîkatını ve varlığını tevâfuk kelimesine kurbân etmiştir…

Buradan, tevâfuk kavramıyla kelimesine düşmân olduğumuz gibi bir suçlamaya hedef olursak, bu ironik durum karşısında hayretle güleriz, başka değil…

Tesâdüf değildir, suçlu olan, tesâdüf kelimesini aslî anlamından soyarak soysuzlaştıran, kelimenin anlamını tersyüz eden insanlardır…

Ey su kandan gelürsin vatanun kanda senün

diyerek suya nereden geldiğini ve aslî vatanını soran,

Yine sordum çiçege atan anan var mıdur

sorusuyla ise çiçeğin bile soyunu sopunu, ebeveynini merâk eden Yûnus Emre’nin dilinin mensupları, nasıl olur da bir kelimenin aslını, masdarını, nereden geldiğini sormadan, düşünmeden mahkemesiz infazda bulunurlar..?

Mahkeme, dedik, “hükm yeri” yânî… Sâdece hükm yeri midir, mahkeme, aynı zamanda “hikmet yeri”dir de… Ezcümle, bir kelimedeki ezelî hikmeti arayıp sormadan kelimeyi kavramıyla birlikte yargılamak, sonunda da hatâlı hükmü infâz etmek, hakkâniyet dâiresine sığar mı, hakîkat ehline yaraşır mı..?

Yıllar mıdır, asırlar mıdır, kim bilir; tesâdüf kelimesi etrâfında kopartılan bu sözde beyin fırtınası ile oluşturulan sahte tûfanda, ne yazık ki, kelimenin, kavramıyla birlikte boğulmasına göz yumulmuştur… Lâkin, hemen söyleyelim, okyanusta ne sadef boğulur ve ne de inci… Yine söyleyelim ki, edebî törede, sadef “kelime ve lafız”, inci de “mefhum ve mânâ” anlamlarında kullanılagelmiştir…

Sadede gelelim…

Tesâdüf nedir, tevâfuk nedir..? Tesâdüfle tevâfuk arasında alâka var mıdır..? Varsa bu alâkanın mâhiyeti nedir..?

Tesâdüf…

Tesâdüf, sözlüklerde “rastlaşma, rastlantı; karşılaşma” kelimeleriyle tanımlanmaktadır… Arabca, “karşılık gelme, denk gelme” anlamındaki sadf ve sadef masdar kelimelerinden, karşılıklı işteşlik bildiren tefâ‘ül bâbında türemiş olan bir kelimedir, tesâdüf…

Az evvel söz sadefe uğramıştı; ama sadef ne idi, hikâyesi nasıldı..?

Arabî kökenli sadef kelimesi, Türk dili ve edebiyâtında da “karnında inci oluşumuna yataklık eden deniz hayvânının kabuğu; istiridye ve midye kabuğu” karşılığında kullanılagelmiştir… Sadef kelimesinin, mecâzî olarak bizâtihî bu kabuklu deniz canlısı karşılığında kullanıldığı da bilinmektedir…

Sadef adı verilen kabuklar iki tâne olur ve karşılıklı olarak birbirlerini -açık bırakmayacak şekilde- tam kapatırlar… İki sadefin birbirlerine tam olarak kapanarak yâhut birbirlerini kâmilen kapatarak “sadefleşme”sine tesâdüf denir…

Esâsında, tesâdüf, sadefler arasındaki tekâbül (önden ve yüz yüze karşılık gelme) veyâ tetâbuk (iki tabakanın birbirini tam kapatması) eyleminden ibâret ve sâdece sadeflere hâs, husûsî bir eylemdir… Bir başka söyleyişle, sâdece iki sadefin tekâbülüne veyâ tetâbukuna tesâdüf denir… Yânî, aslî mânâsıyla bir tesâdüf  eylemi, -biri diğerinin yarısı- iki sadef kabuğunun birbirini kapatmasıyla gerçekleşir… Dolayısıyla, tesâdüf kelimesi, iki sadef kabuğunun dışındaki şeyler için kullanıldığında, “tekâbül” ya da “tetâbuk” anlamlarını karşılayan mecâzî bir kullanım ortaya çıkmış olur…

Rivâyet odur ki… Nîsân aylarında denizin yüzeyine çıkıp sadef adlı kabuklarını iki yana açan bu hayvanların içerisine yağmur damlası düştüğünde, yabancı saydığı damlaya karşı müdâfaaya geçen hayvan, iç salgılarıyla damlayı sarmaya başlar… Tekrar tekrar gerçekleşen bu salgılamalarla dönerek yuvarlak bir şekil kazanan damla, zamanla inci hâlini alır… Eğer sadefin içerisine giren damla tek olursa, inci büyük olur ki buna “dürr-i yetîm (yalnız inci)” yâhut “dürr-i yektâ (tek inci)” denir… Sadefin içerisine birden fazla damla girmesi -savunma salgıları her bir damlanın etrâfını ayrı ayrı saracağından- incilerin küçük olmasına sebebiyet verir… Başka bir rivâyette ise, yağmur damlasının sadefin içerisine düştüğü esnâda şimşek çakması hâlinde, şimşeğin âteşiyle döllenen su damlasının sadefin karnındaki salgılarla inciye dönüştüğü söylenir…

İşte, karşılıklı olarak birbirini tam kapatan iki sadef kabuğunun Nîsan yağmurlarına doğru açıldığında içerisine bir ya da birkaç damlanın denk gelerek girmesine de tesâdüf denir ki “sadefe rast gelme, sadefle rastlaşma; iki sadef kabuğunun arasına denk gelme; sadefin içindekiyle hemhâl olma” anlamlarına gelir… Tesâdüf, bu bağlamda, bir bakıma “inci olma, incileşme” demektir…

Bir başka nazardan…

Tesâdüf kelimesinin, kavrama verilen “rast gelme, rastlaşma, rastlantı” anlamları dolayısıyla olumsuz/menfî bir alana çekilmesini anlamak da mümkün değildir… Varlık ve var oluş dâiresinde ontolojik/kevnî-vücûdî bir fiil olarak “rastla(ş)mak” ve bir kavram olarak da “rastlantı”, neden imkânsız ve olumsuz olsun..? Nitekim, Farsça râst kelimesi “doğru” anlamına gelmektedir; iki doğrunun, iki doğru şeyin veyâhut iki doğru insânın doğru zaman ve zeminde birbiriyle karşılaşmasından, yânî birbiriyle rastlaşmasından daha doğru, daha iyi, daha güzel ve daha müsbet ne olabilir..?

Kezâ, mes’eleye “Allâh’ın irâdesi” yâhut “murâd-ı İlâhî” zâviyesinden bakılacak olursa; kâinatta hangi rastlamalar, rast gelmeler, rastlaşmalar Allâh’ın irâdesi dışında gerçekleşebilir ki..? Murâd-ı İlâhî dâiresi dışında bir rastlantı mümkün müdür..? Allâh, sadeflerin de Rabb’idir… Allâh’ın izni ve tevfîkı olmadan, iki sadef kabuğu tesâdüf edip birbirini kapatabilir mi..? El-hakk ve’l-mutlak, bu mümkün değildir…

Tevâfuk…

“Uymak, uygun olmak, uygun düşmek; denk gelmek; karşısına çıkmak” anlamlarına gelen vefk ve vifâk kelimelerinden, yine karşılıklı işteşlik bildiren tefâ‘ül bâbında türemiş olan tevâfuk kelimesi, “birbiri için lâzım olan, birbirini arayan, birbiriyle tamamlanacak olan iki şeyin yâhut iki kişinin birbiriyle karşılaşması, birbirine denk gelmesi, birbirine uygun düşmesi” anlamlarına gelmektedir…

Kâinattaki her tevâfuk Hak’tandır ve haktır… Zîrâ, iki doğruyu, iki doğru şeyi yâhut iki doğru kimseyi doğru zaman ve zeminde rastlaştırıp birbirinin karşısına çıkartan Allâh, bu tevfîk (uygun düşürme, dosdoğru denk getirme) fiilinin de fâilidir… O, töreli edebî dâirede “Huve’l-muvaffık”tır; yânî, iki şeyin veyâ iki kişinin tevâfuku, ancak O’nun tevfîkı ile mümkündür…

Tesâdüf, tevâfuk, tekâbül, tetâbuk… Hepsi de tefâ‘ül bâbında, karşılıklı işteşlik ifâde eden kelimeler… Farkında olarak ya da olmayarak, bu kelimeleri kimi zaman birbirlerinin yerine kullanıyor olsak da onların her birinin kendilerine özgü aslî mânâlarını göz ardı etmemiz fâhiş hatâlara sebebiyet verebilir… Tıpkı, yazının başında söylediğimiz meşhur “Tesâdüf yoktur, tevâfuk vardır…” yargı cümlesi gibi… Bir kavramı başka bir kavramın yerine ikâme etmek nasıl mümkün değilse, bir kelimeyi diğer bir kelimeye fedâ etmek de büyük haksızlık olur; zîrâ, haksızlık, bir anlamıyla da hakîkata aykırı davranmaktır…

Tesâdüf kavramıyla tevâfuk kavramı arasında tezat ve tenâkuz olduğu söylenemez; belki sâdece umûm-husûs (genel-özel) alâkası ile bir mecâz söz konusu olabilir… Şöyle ki:

“Her tevâfuk, tesâdüf değildir; ama, her tesâdüf, bir tevâfuktur…”

Bu alâkanın, tesâdüfle diğer iki kavram arasında da bulunduğunu söyleyebiliriz:

Her tekâbül ve her tetâbuk, tesâdüf değildir; ama, her tesâdüf, genel anlamda bir tekâbül ve bir tetâbuktur…

Hulâsa-yı kelâm…

Tevâfuk nasıl hak ise, tesâdüf de haktır; tevâfuku hak, tesâdüfü ise bâtıl göstermek, -kelimenin gerçek anlamıyla- abesle iştigâl etmektir… Artık, “Tesâdüf değil, tevâfuk…” lâfını, ilim ve irfan meclislerimizde, sözlü ve yazılı edebî muhitlerimizde daha da ağza almamak, mânâ ve hakîkat nâmına bir vecîbedir, boynumuza bir dil borcudur…

Vesselâm…

Abdülkadir Dağlar

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu