Genç YazarlarŞeyma Süheyla Nur CevherTöreli Yazılar
Trend

Karmaşık İkilemler

Şeyma Süheyla Nur Cevher

Eleştiri mutlak anlamda olumlu ya da mutlak anlamda olumsuz bir kavram değildir. Eleştiri doğru yapıldığında, yapıcı olduğunda işe yarar ve önemlidir. Tahrip eden bir eleştiri, güzel duyguları yitirmekten tutun, insanı ölüme bile sürükler. Çünkü eleştirilmek ile benlik (ego) algısı arasında bir irtibat vardır. Benlik algısını bu yazıda “kendini sevmek” olarak tanımlıyorum. Bununla birlikte “kendini sevmek” kavramı günümüzde herkes için aynı anlamı taşımaz. Toplum, aynı şeyleri yaşadığını, aynı olayların başından geçtiğini düşünen tecrübeli insanlarla doludur. Hâlbuki durumlar ve kavramlar benzer olsa bile bunların yansıması ve doğurduğu duygusal etki herkes için aynı değildir. Her duygu durumunun kendi dinamikleri ve getirileri vardır. İşte bir duygusal durum olarak kendini sevmek de başkasından nefret etmek olmadığı gibi kendini eleştirmek de kendinden nefret etmek değildir.

İnsanlar bütünüyle iyi olmadığı gibi bütünüyle kötü de değildirler. Bu anlamda onların eylemlerini tamamen makul karşılamak saçma olduğu gibi, tamamen çıkarcı olarak nitelendirmek de isabetli bir bakış açısı değildir. Çıkarcı bir dünya, elbette tasvip edilecek bir dünya değil, kendini yalnızlaştıracağın bireyselleşmiş bir dünyadır. Herkesi makul karşıladığın bir dünya ise kendini unutup başkasının isteklerine göre şekillendiğin bir dünyadır.

Nasihat kendisinden bütünüyle iyi sonuçlar bekleyebileceğimiz bir eylem değildir. İnsanlara iyi gelmek için onların benzer yaşamlarına kendi hayatınızdan çözüm bulmanın her zaman gerekli olduğunu zannediyoruz, bu doğru değildir. O yüzden birine nasihat verirken de nasihat dinlerken de bütünüyle kabul edip uygulamaya çalışılmamalıdır. Her kulak hakikati duymaya aşina değildir; bazen bir duyguyu, sevgiyi, hissiyatı duymaya hazır olmayan kulaklar da vardır. Konu bazen muhatabınızın kulaklarının tıkalı olmasıyla değil sizin görüş mesafenizin sınırlı olmasıyla ilgili de olabilir. Hayat yolculuğunda çoğu zaman “biri bana bunu önceden söyleseydi yapmazdım” denir. Hâlbuki işler hiç öyle ilerlemez. Düşüncelerimizi tamamen fiile dökmek imkânsızdır, çünkü fikri planda insanlar, olgusal bakımdan değil, sizin öyle sandığınız insanlardır. Belki önyargı ile baktığınız, belki gözünüzde fazlaca büyüttüğünüz insanlar… Dolayısıyla herkese iyi geldiği söylenen bir nasihat edicinin belki size iyi gelecek sözleri yoktur. Belki kötü bir gün ya da yıl geçiyordur.  Zihnimiz bütün bu olasılıkları hesap edemeyeceği için genelde kendine yakın olan düşünceyi tercih eder. Kendisini kafasında parlayan hakikatin en doğrusu olduğuna ikna eder veya edilir. Her zaman haklı olduğunu ya da hep hatalı olduğunu söyleyen insanların sorunu da genelde bu parlayan konforlu karardır. Bildiği ve alışkın olduğu kararı seçer.

Nasihat aynı zamanda kendisini başkalarının hayatından da sorumlu görmekle ilgilidir. Ama başkasının hayatına karıştığını düşünmek ile onun hayatı olmak arasında fark vardır. Doğru şekilde yönlendirme yapmak yanlış değildir. Daha önce başkalarının hayatlarını sözleri ile altüst edenleri tecrübe etmek seni de onlar gibi yapmaz. İnsanlar, yaşadıklarını yaşamaları ve öğrenmeleri gereken durumlar olduğu için yaşarlar. Geç kalmak, erken başlamak ya da sil baştan başlamak mümkün değildir. Her şey vakt-i zamanında gerçekleşir ve herkes varmak istediğine, ona hazır olduğunda varır.

Gerçek anlamda bir mutluluk, sistemin dayatması olarak sunulan materyallerle gelmez. Mutluluk ve huzur harici değildir, dahilidir. Düşmek de durmak da yorulmak da yolun içerisindedir. Kendini kaybetmek, kendinle ilgili bir durumdur. Dışarıdan gelen etkenler dışarıdadır. Uyumlu olmak, silik olmak demek değildir. Uyumsuzluk ya da kendin gibi hissetmemek de anarşizm ve kendini kaybetmek demek değildir. Yol var olduğu sürece dışarıdakiler değişir; önemli olan sabit içerisidir. Sabit olan, gelen eylemlere verilen tepkileri belirler. Yeri sağlam değilse, tepkileri de değildir.

Yeri sağlam olması, 10-15 yılda, 20 yılda olacak şey değildir. İnsan, imar eden, öğrenmeye gelendir. Yaptığını doğru yapmaya çabalayan, niyetinden dolayı bile doğruya sebep olabilir. İnsan bir iyilikle ve doğruyla değişmez, ama değişim ve dönüşüm bir hakikatle gelir.

Şeyma Süheyla Nur Cevher

(Bursa Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu