
Dil degül mi bizi vâdî-i cünûna düşüren
Anuñ itdüklerini yâre mi isnâd idelüm*
Hırsızın eve girdiğini, dağınıklıktan ama o garip dağınıklıktan anlarız; bütün büyük ve hantal eşyalar – bir evi eve benzeten şeyler- yerli yerindedir; koltuklar, dolaplar, yataklar… Olan, içindekilere olur.
Dağınığım…
Çok uzun zamandır hem de.
Öyle ki her şeyin ilk hâlini unutturacak kadar düzenli bir dağınıklık bu.
Yastığın altına, çekmecenin içine, rafların arkasına ne koyduğumu çoktan unuttum. Ayaklarımın ezbere bildiği bir ormanda kaybolmuş gibiyim artık. Karanlıkta yürürken bile çarpmadığım köşeler, şimdi yabancı ve tehditkâr bana. Oysa bir zamanlar, görmeden ve dokunmadan yerini bildiğim şeyler vardı. Neydi onlar? Asıl yerini kaybetmiş eşyaların arasında gezinirken soruyorum kendime: hırsız ne zaman girdi evime? Ve ben, bir hırsızın arkasında bıraktığı düzene, ne ara böyle ayak uydurdum? Ne çalmıştı hırsız? Benim için değerli olan neydi ki ben yokluğunu bile fark etmedim…
İnsanı, kaybettiklerini fark edemeyecek kadar meşgul eden ne?
Hırsızın mahareti de bu olsa gerek: Eksikliği görünmez kılmak.
Belki de ben yokken değil, ben buradayken oldu her şey.
Yavaş yavaş eksilmişiz.
Hırsız acele etmemiş belli ki.
Telaş içinde dağıtan bir yabancı yok bu evde; aksine yavaş, sabırlı, evin huyunu suyunu bilen biri var.
Hangi çekmecenin ses çıkardığını, hangi kapının gıcırdadığını bilen biri.
Demek ki uzun süredir burada…
Ya bensem kendi evimin hırsızı, ben isem…
Sonunda yakaladım işte! Teslim oluyorum…
-Konuş! Niye girdin evime? Ne çaldın?

Kaybolan bir eşya değil; eşyaların arasında kaybolan “ben”mişim meğer…
İşte burun buruna geldik bu usta hırsızla, yüzleşmeliyim…
Ayna yerinde asılı halâ: kendime yeniden bakmalıyım.
Yırtılmış ve her bir parçası çalınmış bir resim gibi ömrüm.
Önce resmimi indirmeliyim duvardan.
Dağılan her parçamı toplamalıyım kendimde!
Kalbimin düzenine güvenmeliyim.
Kaçacak yerim yok can evimden başka.
Yakalandım…
Affetmeliyim bu hırsızı.
Çünkü insan, ancak
“yakalandığında” merhamet ediyor kendine.
Mehlika Tuğba Türküm
*Nev’îzâde Atâî



