

Dinlerken insan enerji harcar mı? Bunu biyolojik yönüyle bilmiyorum. İhtisas sahipleri cevaplayabilir. Ama dinlemenin sabır gerektirdiği şüphesiz. Sabır da kuvvet gerektiriyor; tahammül kuvveti. Takat tükenince sabır kalmıyor. Dinlemek için enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Hani bazen deriz ya: ”Dinleyecek gücüm kalmadı”. Bu ciddi bir tükenmişliğin ifadesi olsa gerek. Dinlerken harcanan sonra da tükenen güç… Gün boyu gerekli gereksiz birçok sözü, haberi, bilgiyi dinliyoruz. Güç harcadığımıza göre yorgunluk söz konusu.
Dinleme yorgunluğu… Dinlemek yorar mı? O esnada aktif bir şey yapmasak da yoruyor işte. Bu, işitmemize vesile olan organlarımızın değil; zihnimizin düçar olduğu bir yorgunluk. Belki bazen gönlümüzün yorgunluğu; dinlerken gönül de yorulabiliyor.
Dinlemek, eskiye kıyasla daha fazla yaptığımız bir fiil oldu. Kimi radyo dinlemeye, kimi TV programlarını dinlemeye meraklı. Herkes sabahtan akşama dek bir şeyler dinliyor. Cep telefonları ve kulaklıklar sağ olsun. (Bu noktada, okumaya vakit bulamadığım edebi kitapları dinlediğimi ben de itiraf edeyim. Sesli kitap dinlemenin zevki bambaşka.)
Ama demiştik ya, dinlemek güç gerektiriyor; bazen yoruyor. Bu yorgunluğu fark ediyor muyuz? Dinlerken seçici davranabiliyor muyuz? Acaba kalitesiz şeyleri dinleyip dinleme enerjimizi tüketince, kaliteli şeyleri dinlemeye gücümüzün kalmadığı oluyor mu? Belki nice güzel şeyi dinlemeye takatimiz kalmadığı için ıskalıyoruz. Değersiz kimseleri dinlemekten, nice değerli insanı dinlemeye zamanımız ve gücümüz kalmıyor.
Dinleme gücümüzü israf ediyoruz: Boş sözle, boş haberle, boş bilgiyle… Dinlediklerimiz kâh beynimize kâh kalbimize yükleniyor. Düşüncelerimiz de, hislerimiz de bu yüklerle ağırlaşıyor. Sonunda yorgun düşüyoruz. Ama belki neden yorulduğumuzu dahi fark etmiyoruz. Kendi kendimizi yoruyoruz.
Dinlerken de iktisatlı olmak gerekiyor. Neyi dinleyip neyi dinlemeyeceğini iyi seçmek önemli. Dinleme gücünün de bir sınırı var. Dikkatli harcamak lazım. Mevlâ müsrifleri sevmez.


