Gülhan YılmazMaârifTöreli Yazılar

Minik Kalpler – 1

Minik Kalpler – 1

Neden, şu koca dünyayı içine sığdırmakta minik kalpler daha başarılıdır? İnsanları sevmekte… Onları kabul etmekte… Koşulsuz affetmekte…

Okulöncesi (4-6 yaş) öğretmeni olarak bunu hep mutlulukla sorguluyorum. Minik kalpler, temiz ve  masum olduğu için mi yoksa Allah (c.c.), onları melekleriyle daha çok koruduğu için mi? Kanaatime göre ikisi birden geçerli.

Yıldız yıldız parlayan gözleri, yumuşacık mis kokulu saçları, minik elleri ve inci dişleriyle çocuklar bu dünyanın en tatlı varlıklarıdır. Belki de güzellikleri, hiç bozulmamış yüreklerinin hoş rayihasındandır. Tuzak kuramaz, kin tutamaz, kaş çatamaz minik kalpler. Herkese inanır hatta üzeni hemen affederler. Bir adım atana bin adım koşarlar. Dünyanın neşesi, hayatın gülü, evliliğin eşsiz meyvesidir çocuklar.

Hep söylediğim gibi öğrencilerim, Peygamberimizin ve benim güllerimdir. Bu yüzden her yeni senede Güller Sınıfı olur adımız. Gülhan Hoca’nın Güller Sınıfı… Çevremdeki herkes buna vakıftır. Onlara çocuklar diye seslenmeyi tercih etmem zira hoş sıfatları ve aidiyeti sevdiklerini iyi bilirim. Sırf “Güllerim!” nidası bile onları mutlu edip eğitimlerime hazırlamaya yeter.

Kendini ve eğitimi sevdirmenin kritik noktası çocukları sevmektir. İnsanı sevmektir esasında. Sevmek te tanımayı ve halden anlamayı gerektirir. Çocukların huzursuzluklarını anlayıp, ihtiyaçlarını gidermek, gerekiyorsa biraz sohbet etmek, deşarj olmalarını sağlamak, iletişimde ve temasta kalmak eğitim ortamında çok kıymetlidir. Bu yüzden kursa gelir gelmez hem birbirlerine ve bana ısınmaları için hem de uykuları açılsın diye önce oyuncaklarla oynamalarını sağlar bu esnada onlarla sohbet ederim.

Çocuklar, onları sevenleri, önemseyenleri reddedemezler. Minik kalplerin neredeyse tamamı ahenge iştirak eder. Topluluğa uyum gösteremeyen çocuk varsa, bunu çoğu zaman mecburiyetinden yapar. Ya hastadır, ya bir üzüntüsü olmuştur, ya öğretmenin söylediğini anlayamamıştır ya da birine küskündür. Onlarla, birçok mesele sadece konuşularak halledilebilir. Çünkü çocukların özellikle görülmek istedikleri anlar olur. Bu anları kaçırmadığıma inanıyorum. Öğretmenin en büyük becerilerinden biri sınıfı yönetmek ise anahtarı iyi gözlem yapmaktır. Çocukların kısa süreli değişkenliğine aldanmadan  uzun uzun gözleme devam edilir.

Sevgi akan ve devam eden bir duygu olduğu için eski velilerim ve öğrencilerimle bağlantımı koparmamaya çalışıyorum. Geçen hafta bir tanesiyle karşılaştım. Kucaklaştık. Gülüm bana öyle bir sarıldı ki bütün özlemim dindi. Bu sabah annesinin mesajıyla uyandım: “Hocam, Nil, Ayetul Kursi çalışırken ‘Siz yanlış okuyorsunuz. Öğretmenim çok güzel okuyor’ diyor. Lütfen ses kaydı gönderir misiniz?” diyordu. Seve seve ses attım. Kendi çocuklarım odalarında, sabahın bu saatinde ‘ne oluyor!’ diye şaşırırken ben gülüyordum.

Elisa, geceleri, “Öğretmenimi görmek istiyorum” diye ağlayan; konuşma güçlüğü çekse de ezber hafızası kuvvetli olan bir çocuktu. Sınıfta ona mutlaka vakit ayırır, tatlı tatlı sohbet ederdim. Sabahları bana çiçek getirir, öğretmenim bugün nasılım, diye sorardı. Ben de o minik kalbini hoş tutmaya çalışırdım. Onu dinledikçe, önemsediğimi gösterdikçe yeni şiirler, çocuk şarkıları, ilahiler ve dualar kattı güzel zihnine. Ayrıca daha seri konuşmaya başladı. Sınıftaki bu başarı mutluluğunu görmenizi isterdim.

Kafanız karışmasın ama bir de Esila vardı. Kimse ona yemek yediremezdi. Fakat Esila, öğretmenini sevdiği ve onu kırmak istemediği için kursta yemek yemeye, beslenme kutusundaki her şeyi bitirmeye başlamıştı. Bana bildirdiğine göre ona anlattıklarım ve isteklerim ona mantıklı geliyordu. Ne gülüşmüştük o anda! Peki, ya annesinin mutluluğu…

Halil Salihim vardı benim. Bu kadar iyi bir çocuk ve öğrenci daha görmedim desem yeridir, ikincim Emir Asaf üçüncülerim İkra Nur ve Amine idi. Amineler hep böyle tatlı ve uyumlu mu oluyor, diye düşünmeden edemiyordum. Aslında güllerimin hepsi sağ kolum, kalbim, gülen yüzlerimdi.

Eylül. Ah Eylül! Zeki, neşeli ve girişken bir öğrenciydi. Sınıfımdan ayrıldıktan (mezun olduktan) sonra çok iyi eğitim veren bir okula kolayca kabul edilmişti. Daha ilkokul için mülakat yapan bu okulda öğretmenleri, annesini ve beni hoşnut eden şu sözleri sarf etmişti: “Biz, ona yakın öğretmen ana sınıfında bunca adabı ve eğitimi veremezken Eylül’ün tek hocası bunu nasıl başarabildi? Velim, bizzat müftüme gidip yüz yüze teşekkür etmişti.

Ve İlayda. Ve Bahadır. Ve Osman. Ve Livanur. Ve İkra Naz… Yavaş bir çocuk olmasına rağmen sevgim ve desteğim sayesinde Kur’an’a geçip çok muntazam (hatta mükemmel) bir şekilde okuyan İlayda. Hiperaktifliğini emeğe ve sevinçe dönüştüren Bahadır, ay olarak  küçük kalıp marşlarla kendine güvenip mutlu olan Osmancık, alınganlığını bırakıp her eğitimde başarı sağlayan Livanur, kurslar bittikten aylar sonra annesinin bana video attığı İkra Naz. Videoda küçük bir kız “Benim canım öğretmeniim. Seni çok özlediim” diyor ve adımı sayıklıyor.

Hasılı kelam çocuklar önce sevgiyi alır, bir güzel sentezler ve nasıl karşılık vereceklerini çok iyi bilirler. Uyum sağlayarak, gülerek, her sabah size koşarak, “öğretmenim bu çalışmayı sizin için güzel yapacağım”, diyerek yaparlar bunu. Bazısı size sarılıp ağlayarak, bazısı sizin olmadığınız yerde sınıf arkadaşlarına “öğretmenimiz bunu yapmanızı istemez!” diye bildirerek kimi de kurallı oyun oynarken “öyle değil, öğretmenimiz bin kere böyle demişti” diye sevimli sevimli bağırarak bunu yapar.

Güllerimde en çok sevdiğim ve beni güldüren hal, ters giden bir şeyi hemen fark etmeleri, gülüşmeleri yanıma gelip hatamı bildirmeleridir. Bazen bilerek hata yaparım ki fark etsinler de yanıma koşsunlar, yine gülüşelim. O anlarda zor toparlanırız ancak neşe dolmuşuzdur ve herkesin hata yapabileceğini, bazı hataların affedileceğini eğlenerek öğrenirler.

Güllerime adabı ve ahlakı “örnek olarak” öğretiyorum. Öğretmen günlük hayatta selam alıp vermezse çocuklar da yapmaz, öğretmen temiz olmazsa çocuklar da olmaz, öğretmen insanları güzel dinlemezse çocuklar da dinlemez. Öğretmen sakin tavırlar sergilemezse çocuklar da bunu başaramaz. Çünkü çocuklar gördüğünü uygular. Bilgiyle değil duyguyla öğrenirler.

Drama ile, bizzat çocuklara uygulatarak adabımızı öğretiyorum. Kısa anlatıp sık sık tekrar ediyorum. Her gün mutlaka iki öğrencimi o günün temsili öğretmenleri yapıyorum. Sırf bunun için bile kursa koşarak gelenleri oluyor. Ancak öğretmenin sadece yetkisi değil sorumlulukları da olacağını göstermek için onlara önemli görevler tevdi ediyorum. Çocuk, hem arkadaşıyla görev yapma-başarma hazzını tatmış hem de onu daha iyi tanıma imkanı bulmuş oluyor. Kurslar bu sebeple çocukların sosyalleştiği, akranlarını tanıyıp arkadaş olabildiği, birçok güzel davranış ve duyguyu öğrendiği yerler oluyor.

Bazı velilerim bu sene de: “Hocam, çocuğum evde hep sizin öğrettiklerinizi anlatıyor. Öyle mutluyuz ki biz bile birçok şeyi ondan öğreniyoruz” deyince şükrettim ve kendilerine bu bildirim için teşekkür ettim.

Bu yaz kursunda birbirinden hoş kalpli, sevimli kız öğrencilerim vardı. İkinci veya üçüncü sınıfa geçmiş olmalarına rağmen neredeyse yarısı Kur’an Kursu’na hiç gitmemişti. Çoğu hem Kur’an’a geçebildiler hem de oyunlarımızla, eğlenceli bahçe derslerimizle, dondurmalarla, ahşap bir parçaya monte ettirdiğim çeşmeyle hayali abdest alırken, her gün yaptığımız yüksek sesli namaz talimleriyle zorlanmadan sureleri  öğrenerek mutlu bir yaz kursu geçirmiş oldular.

Minik kalpler, eğitime, terbiye edilmeye (güzel hasletler edinmeye), yönlendirilmeye açıktır. Yeter ki güzel fıtratlarına uyum sağlayalım, Peygamberimizin tavsiyeleriyle onları eğitelim.  Onların temiz sevgilerine karşılık verelim ve onları iyi tanıyalım. Allah (c.c.) bu yolda anne babaların, dede ve ninelerin, abi ve ablaların ve biz öğretmenlerin yar ve yardımcısı olsun.

Selam ile…

Gülhan YILMAZ

Okulöncesi Öğretmeni

Tefsir Bilim Uzmanı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu