
HAZ-HIZ-HIRS SARMALINI DURDURMALIYIZ
Hüseyin DEMİRTAŞ
DEVLET – MİLLET HEP BİRLİKTE KENDİMİZDEN VE AİLEMİZDEN BAŞLAYARAK KONUYA EHEMMİYET VERMELİYİZ.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da ve ardından birkaç ilde daha yüreklerimizi yakan okul cinayetlerine ve şiddet olaylarına karşı devletimizin adli ve güvenlik kurumları elbette hukukun gereğini yapmakta ve yapmaya elbette devam edecektir.
Ancak failleri hapsetmek veya cinayetleri çözmek, içinden geçtiğimiz toplumsal buhranı tek başına tedavi etmeye yetmiyor.
Bugün asıl yüzleşmemiz gereken acı gerçek şudur:
Gençliğimizin temel problemi maddede değil; mânâda ve anlam dünyamızdadır. Maalesef bu tür saldırgan davranış için bir eko sistem de oluşuyor..
İnsan cinsinden merhameti, vicdanı, aklıselimi ve iradeyi aldığınız zaman geride sadece kurnaz, sinsi ve tehlikeli bir varlık kalır.
Yüce kitabımızda, Tîn Sûresi’nde çok net ifade edilir:
“Biz insanoğlunu en güzel kıvamda (ahsen-i takvîm) yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) çevirdik…”
İnsan, fıtratına uygun bir talim ve terbiyeden geçmediğinde, mâneviyâtı ihmal edildiğinde o kıvamı yitirmekte; haz ve hız sarmalında kaybolarak kontrolsüz duygularının esiri olmaktadır.
Toplumsal bir tehdit altındayız ve gençlerimize kızmaya hakkımız yok. Onları anlamaya, korumaya ve zihin dünyalarını yeniden inşa etmeye mecburuz.
Bu inşayı gerçekleştirmek için 5 temel alanda acil eylem planlarına ve yapısal dönüşümlere ihtiyacımız var:
1. Eğitimin Felsefesi ve Müfredatın Ruhu
Gençliğimizin değerlerini şüphe uyandıracak sorularla itibarsızlaştırmaya çalışan sistematik bir akım var.
Ateizm ve deizme kayış, sadece tesadüf değil, manevi boşluğun bir sonucudur. Mânâdan uzaklaştırıp profanlaşıyoruz..
Dünyevîci hazza ve keyfe yöneliyor gençliğimiz ..
Talim ve Terbiye’nin Rolü:
Eğitim sistemimiz ve Talim ve Terbiye Kurulu; dini ve maneviyatı dışlayan, salt dünyacı (seküler) bir anlayışa mesafeli olmalıdır.
Millî ve dinî ve insanî değerlerimizi merkeze alan, gencin sadece aklını değil kalbini de doyuran bir eğitim felsefesi inşa edilmelidir. Mevcut durum buna göre adapte edilmeli.
2. Eğitimde Rol Model ve Öğretmen Figürü
Bilgiye ulaşmanın saniyeler sürdüğü bir çağda, öğretmenin görevi sadece müfredatı aktarmak olamaz. Eğitim camiasındaki en büyük eksiklik “rol model” eksikliğidir.
Öğretmenin Güçlendirilmesi:
Öğretmen figürü, öğrencinin ruhuna dokunan, ahlakı ve duruşuyla örnek olan bir “irşad” makamı olarak yeniden güçlendirilmelidir. Karakter eğitimi, öğretmenin bizzat kendi yaşantısıyla verilir.
3. Dijital Kuşatma ve Medya (Kimin Beslediğini Bilmemek)
Artık tehlike sadece sokaktaki kötü arkadaş değil, gencin cebindeki ekrandır. Sosyal medya platformlarında ve çocukların o rengarenk oyun dünyasında onların zihinlerini kimlerin, hangi ideolojilerle ve ne tür gizli mesajlarla beslediğini bilmiyoruz.
Dijital Farkındalık:
Aileler ve devlet, dijital dünyadaki ahlaki erozyona karşı kalkan oluşturmalı; hedonizm (keyifçilik) baskısından ve şiddet pompalayan sanal içeriklerden gençliği koruyacak millî dijital ekosistemler kurulmalıdır.
4. Hedefsizlik ve Yüksek İdealler
Hedefi olmayan, dünyevî gayeler ötesinde bir ufku bulunmayan gençlik, enerjisini yanlış yerlerde tüketir.
Büyük Ülkünün İhyası:
Gençlerimize sadece iyi bir meslek veya maaş değil; “hak ve adaleti dünyada tesis etme” gibi yüksek idealler ve kızıl elmalar aşılanmalıdır.
Bu idealler onları ruhsal çöküntüden ve anlamsızlıktan kurtaracaktır.
5. Sosyal Çevre ve Zaman Yönetimi
Şehvetin, kötü alışkanlıkların ve şiddetin en büyük besleyicisi başıboşluktur. Gençlerin boş vakitlerini yönetecek özel, uygulanabilir projeler geliştirilmelidir.
Doğru Akran Etkisi:
Kültürel, sportif ve manevi faaliyetlerle gençlerin enerjisi faydalı alanlara yönlendirilmeli; onların iyi dostlar edinebileceği, ahlaki dayanışmanın olduğu güvenli sosyal ortamlar (gençlik merkezleri, kulüpler, vakıf çalışmaları) desteklenmelidir.
Velhasıl:
Toplumsal vurdumduymazlığa kapılarak heder edilen her bir gencin vebali omuzlarımızdadır.
Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçip, asıl meselemiz olan nesil yetiştirme derdine düşmeliyiz.
Unutmayalım ki, bu gidişata dur demezsek, ind-i ilâhîde (Allah katında) hepimiz sadece kendi yaptıklarımızdan değil, duyarsız kalarak engel olmadığımız bu sosyal felâketlerden de sorumlu tutulacağız.
Hüseyin DEMİRTAŞ



