
İki bayram arasında bulunduğumuz şu günlerde yâdıma düştü “KAPICIK”[1]lar… Balkanlardaki ifade edilişiyle “KOMŞU KAPICIK”lar…
Bir kutlu âlem idi…
İnsan insanın “yurdu” idi…
Yiğit Paşa (Meddah) Mahallesi, Kocacık Mahallesi, Karadag Mahallesi, Tükancık Mahallesi, Beyler Mahallesi, Tütünsüz Mahallesi, Mevlevîhâne Mahallesi, Yahya Paşa Mahallesi, Maacır (Muhâcir) Mahallesi… Her birisi, nüvesinde bir cami olan mahalleler idi…
Bir cami ve yanı başında bir hamam… Davut Paşa Hamamı, İshak Bey Hamamı, Îsâ Bey Hamamı, Yahya Paşa Hamamı, Hatuncuklar Hamamı, Kara Kapucu Hamamı, Eski-Yeni Hamam…
Cami ve Hamam… Ruh ve beden temizliği…
Bir cami, yanı başında bir hamam ve bir tedris kurumu… Emîr İsmail Medresesi, Meddah Medresesi gibi 12 medrese… Ve Tefeyyüz (-ler)…
Çeşmeler… Çeşmeler… Her birisinin alnında “Ve ce’alnâ mine’l-mâ’i külle şey’in hayy” (…canlı olan her şeyi sudan yarattık…) yazan çeşmeler… Buz misali sularıyla vücûd, kitabeleriyle sürûr ve huzûr veren çeşmeler…
Ve daha niceleri…
Ammâ bütün bunların bânîsi (bina edicisi-yapıcısı) ve hâfızı (koruyucusu) olan “İNSAN”ı koruyan kollayan ve sînesinde yaşatan “EV”ler… (Bir duvarın bile on sahibinin olduğu daireler değil!) Üsküp evleri… Konuklarının konağı, sâkinlerinin sükûnetle meskeni olan evler…
Cumba’sı, hayat’ı, dîvanhânesi, taşlık’ı…
Her birisi “insana hizmet” temelli bölümlerden oluşan “EV”ler… (“apart”lar, daire’ler değil!)
Ya “KAPICIK”lar? Ya “KAPICIK”lar? Ya “KAPICIK”lar?
Zamâne’nin “ruh fakiri”nin, “olmayan muhayyilesi”nin idrâk edemeyeceği bir “EV” bölümü…
Arasında 10 cm’lik bir duvar bulunduğu hâlde 10 yıllık yan komşusunu görmeyen, görse de tanımayan, tanısa da vefatından 10 gün sonraki kokuyla haberdâr olan zamâne’nin idrâk edemeyeceği, hatta yandan gülüp geçeceği bir “medeniyet unsuru”dur “KAPICIK”…
“EV”lerin “ferah yüreği” sayılan bahçeleri birbirine bağlayan “mahal”leri “mahalle”ye kalb eden (çeviren) birer “samimiyet ölçeği”dir “KAPICIK”lar?
Ne idi “KAPICIK”ları var ve mühim kılan?
Hangi anlayış? Hangi ruh?
Milletimizin; ismi anıldığında aşk ile “salavat getirmeyi” borç bildiği, gül’ü “O” bildiği, güzel ahlâkını hayatına şiar edindiği Hz. Muhammed (s.a.s) sevgisi… Muhammedî ahlâk’ın “EV”i ve mahalleyi “huzur iklimi”ne çeviren umdeleri:
“Komşuna iyilik yap ki mümin olasın.”
“Komşusu, şerrinden emin olmayan kimse cennete giremez.”
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden, komşusunu rahatsız etmesin!”
“(Komşuluk hakkı) Hastalandığında ziyaret etmen, öldüğünde cenazesine katılman, borç istediğinde vermen, muhtaç olduğunda ihtiyacını karşılaman, hayırlı işlerini tebrik etmen, musibet anında sabrı tavsiye etmendir.”
“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.”
Ne idi “KAPICIK”ları var ve mühim kılan?
Hangi anlayış? Hangi ruh?
“EV”in, güvenlik sebebiyle dışa kapalı olduğu zamanlarda bile komşuya açık olması…
“Komşunun derdi benim derdim”,
“komşunun ihtiyacı benim ihtiyacım”,
“komşunun huzuru benim huzurum”…
“Bir kutlu âlem”i mümkün kılan anlayışlar…
Biri birinin “imtihan”ı olsa da; komşuyu komşunun, insanı insanın “kurdu” değil, “yurdu” kılan anlayışlar… “KAPICIK”ları mümkün kılanlar…
KAPICIK’IN DUÂSI
Kapıcıklar açardı
Her sabah ve her bahar
Komşu anaların yüreğini
Birbirine…
Bazen bir zeytin taneciği
İdi bahane
Bazen bir kahve…
Heyhât ki şimdi o kapıcıklar
Sırtları yerde, çarnâçar!
Yüreklerinde beton ayaklar
Bir semâya, bir Gazi Baba’ya bakarlar:
Lâ havle…
Lâ havle…
Ertuğrul KARAKUŞ
[1] Kapıcık: Hususiyetle Osmanlı döneminde ve Balkan coğrafyasında yaygın olan, komşuların sokağa çıkmadan biri birleriyle daha rahat mübadele ve mükâleme edebilmesine imkân sağlayan, karşılıklı itimat ve ihtiyaç vesilesiyle varlığı mümkün olan küçük kapı. Yerel olarak “komşu kapıcık” olarak da ifade edilir.



