Yiğidin sevdiği güzel olursa
Ömrü arkasından sökülür gider*
Keçeli saçlarımla başımın dertte olduğu,
anamın sabrıyla tarağın dişlerine takıldığım zamanlar.
Telâşlı bir okul sabâhı.
Önümde defter açık; üçüncü sınıf Türkçe ödevi.
Metinde geçen deyimi cümle içinde kullanmışım:
“Eski aydan kırpıp kırpıp yıldız yapardı nenem.”
Bu ödevden üç gün evveli.
Nenem eski bir kazağı söküyor. Yeşil, düşük omuzlu bol bir kazak. Birkaç yeri ya çiviye ya çalıya takılmış, ilmeği atmış. Dağılan iplikleri kesip atıyor, sağlam ipleri sarıyor. Nenemin elinde yumak gitgide büyüyor. İki süveter çıkaracakmış bu kazaktan. Biri bana biri kardeşime. ‘Bir kazaktan iki süveter nasıl çıkar’ diyorum. Sedirin eteğini kaldırıp altındaki sepeti çekiyor nenem. İçinde rengârenk yumaklar. Hepsi bir yerden sökülüp gelmiş ve burada buluşmuşlar.
‘Seç beğen’ diyor. Alını morunu, yeşile katıyor. Eski aydan sökülmüş yıldızları önüme seriyor nenem.
İnsan ömrü, tâ ezelde örülmüş bir hikâyedir. Eski bir kazak gibi sökersin hâtıraları.
Eskisini yenisine katarsın.
İçinde bulunduğumuz şu an, önce sökülüp sonra örülen bir terkibdir aslında.
Herkese biraz ötekinin ipi karışmıştır.
Tüm insan hikâyeleri, birbirinin ipiyle örülse de yeni örülenler birbirine benzemez.
Her ömür ölçüsüyle, ilmeğiyle, deseniyle kişiye has örülür.
Ören elin mahâreti olduğu gibi söken elin de mahâreti gerek.
İlmeği nereden çekeceğini bilmeyen, kumaşı dağıtıverir.
Her sökülme, çözülme değildir zira.
Yakayı paçayı kaptırıp takılı kalanlar da sökülür;
Zâyi olur gider ömür ipi.
Takılı kalmak, bir ilmeğin yanlış yerde ısrarıdır.
Bir arzunun dikenine, bir hâtıranın kıyısına.
Bazen bir sözde düğümlenir, bazen bir bakışta.
Bir koltuğa, bir gölgeye, perdesiz yaşamaya.
En çok da dünya denen güzelde oyalanır insan;
ömrü ardından sökülür gider…
Mehlika Tuğba TÜRKÜM
*Yenice Yolları/ Adana türküsü





