
YÂR YÜREĞİM YAR…
Âile meclisimizde okuduğu ilâhîlerle
Yûnus’u gönlümüze nakşeden
amcam Nazmi Dağlar beyefendiye
hürmet ve muhabbetlerimle…
Edebiyâtın ve edebî müktesebâtın halk arasında yayılmasında, dillerde ve gönüllerde mesken bulmasında şifâhî-semâ‘î mecrâların büyük ehemmiyeti vardır… Söz konusu töreli şiir ise, edebî mahfillerin, sohbet ve mûsıkî meclislerinin, tekkelerin, dergâhların, kırâathânelerin, kahvehânelerin her birinin birer şifâhî-semâ‘î-edebî mecrâ vasfını taşıdığını söylemek îcâb eder… Bu mecrâlar, ezberin, irticâlen söylemenin, münâzaranın, müşâarenin, musâhabenin olmazsa olmaz mekânlarıdır…
Bu canlı-sözlü edebî mecrâlarda sözler ve şiirler ağızdan kulağa, kulaktan kulağa intikâl ederken –kimi zaman– hatâlı telaffuzlar ve yanlış işitmeler yoluyla sözlerin ve şiirlerin metinlerinde zamanla galatlaşmalar, bozulmalar görülebilmektedir… Mânânın yanında, kadim töreli şiirin en bâriz âhenk unsurlarından vezin ve kâfiye de şifâhî aktarımda kulak ardı edildi mi, yanlışlıkların yayılarak yaygınlaşmasının önünde pek bir mâni kalmamış olur… Hâl böyle olunca, aslî mânâlarla lafızlar arasına galat perdeleri gerilmiş olur; artık, birer şifâhî aktarıcı olarak söyleyenlerle işitenler, sahih bir anlam, anlama ve anlaşma zemîninden mahrum kalmaya başlarlar… Günün sonunda, olan, mânâya olur; vesselâm…
***
Tekkeler ve dergâhlar gibi kimi sûfiyâne tarîkat mahfillerinde ve kimi sazlı-sözlü edebî sohbet meclislerinde galat telaffuzla aktarılagelen şöyle bir beyit var ki, bu yazının zuhûruna sebep teşkîl etmiştir:
Yan yüreğim yan gör ki neler var
Bu halk içinde bize gülen var
Âşinâlar bilirler, Yûnus Emre’ye âit bir şiirin ilk beyti olmalı, bu… Olmalı, dedik; zîrâ, mısrâların sahih hâlinin böyle olmadığını peşînen söyleyelim…
Beyte bu hatâlı hâliyle kulak verdiğimizde şöyle bir anlam manzarasına şâhid oluruz:
Yûnus, yüreğine seslenmektedir… Yüreğinden, yanmasını, yanıp da neler olduğunu görmesini istemektedir… Halk –ve mahlûkât– içinde de onlara gülenlerin olduğunu söylemektedir…
Evet, görünüşte bir anlam çıkıyor; lâkin, kâfiyeler ortadan kalkmış oluyor… 10 heceli mısrâlar 5-5 heceler hâlinde ikiye ayrıldığında, yan–neler–gülen kelimelerinin birbiriyle kâfiyesiz olduğu görülüyor…
Sözü bu noktada daha fazla uzatmadan beytin aslî sahih hâlini görelim:
Yâr yüregüm yar gör ki neler var
Bu halk içinde bize güler var
Beytin bu aslî sahih hâline ilk nazarımızda, kâfiyesinde herhangi bir uyumsuzluğun olmadığı dikkatimizi çekmiştir: yar-neler-güler…
***
Böyle bir takdîmin ardından, asıl niyetimizin bu beytin kâfiyesinden ziyâde, sâdece ilk mısrâının söz dizimindeki hârikulâdelik ile çeşitli-zengin okumalara kılavuzluk eden cinâslı kelimeleri etrâfında şekillendiğini söyleyelim… Çünkü, mısrâın farklı okumalara imkân tanıyan yapısı, onu anlama ve yorumlama ihtimallerini de zenginleştirmektedir…
Bu farklı okumalar nerede..? Mısrâı nasıl farklı okuyabiliriz ki..?
Hemen söyleyelim ki, bu türden sorular, Yûnus’u Latin harfli bir şiirin şâiri olarak kabûl eden akıllara geliverir ancak… Eş yazılılık durumuyla ortaya çıkan “cinâs-ı hattî” san‘atından bahsedebilmemiz için, kadim Töreli şiirin, esâsında Arabî harfli –elifbâ harfli– bir şiir olduğunu göz önünde bulundurmamız, dolayısıyla bu şiirin Yûnus’un elinden çıkan ilk hâlinin de Arabî harflerle olduğunu bilmemiz îcâb eder…
Şu durumda mısrâı aslî harfleriyle yazmak, aslî imlâsındaki cinaslı kelimeleri bağlamında görmek yerinde olacaktır:
ﻳﺎﺭ ﻳﻮﺭﻛﻢ ﻳﺎﺭ ﻛﻮﺭﻛﻪ ﻧﻠﺭ ﻮﺍﺭ
Bu mısrâdaki cinâslı iki kelime, aralarında ﻳﻮﺭﻛﻢ (yüregüm) kelimesi bulunan ﻳﺎﺭ (yâr) ve ﻳﺎﺭ (yar) kelimeleridir… İkisi de aynı şekilde sırasıyla yâ-elif-râ harfleriyle yazılan bu iki kelimenin, bu beyit ve mısrâ bağlamında iki farklı anlamda okunma imkân ve ihtimâli söz konusudur…
-
- Türkçe YAR fiili, YAR-(mak) fiilinin muhâtaba istek-emir kipindeki hâlidir; “kes”, “aç” anlamlarına gelir; kelimedeki “a”, kısa ünlüdür, uzatılmaz…
- Farsça YÂR ismi, “dost, sevgili” anlamındadır; kelimedeki “â” uzun ünlüdür, uzatılarak telaffuz edilir…
Bunlardan başka anlamlarda (meselâ “uçurum” anlamındaki yar) bir iki kelimenin daha aynı harflerle imlâ edildiğini hâtırlatalım; ancak, bu mısrâın bu bağlamıyla kaç farklı şekilde okunarak Latin harfli yazıya geçirilebileceğini ve ne şekilde anlamlandırılabileceğini ihtimalleri ile görelim… Bu arada da, kelimeleri sâdece YÂR kelimesini uzatarak ve virgüllerde duraklamalar yaparak okumayı ihmâl etmeyelim:
YÂR, yüregüm YAR, gör ki neler var
Yûnus, bu okuyuşta yâra –dosta, sevgiliye– seslenmekte ve şöyle demektedir: “Ey yâr! Yüreğimi yarıp aç, hele bir gör ki, içinde neler neler var”… Bu okuyuşta vurgu, hitâbın muhâtabı olan YÂR kelimesinin üzerindedir…
YAR yüregüm, YÂR, gör ki neler var
Yûnus, farklı bir söz dizimi ile, burada da sevgiliye seslenerek demektedir ki: “Yüreğimi yarıp aç da bir görüver ki, ey yâr, içinde neler neler var”… Buradaki vurgu da, mısrâın önünde “YAR yüregüm” kelimeleriyle kurulmuş olan fiil cümlesi üzerindedir…
YÂR, yüregüm YÂR, gör ki neler var
Bu okuyuş ihtimâlinde de sevgiliye seslenilmekte ve şöyle denilmektedir: “Ey yâr! Yüreğim yârdır, yârdan ibârettir, yârdan başka bir şey değildir; hele bir gör ki, içinde neler neler var”… Bu okuyuşta da, mısrâ başındaki YÂR kelimesi vurgulu okunmalıdır…
YAR yüregüm, YAR, gör ki neler var
Bu okuyuşta ise, sevgiliye zımnî bir hitapla seslenilerek denilmektedir ki: “(Ey yâr!) Yüreğimi yar, yar da aç; görüver ki, içinde neler neler var”… Burada ise, baştaki “YAR yüregüm” fiil cümlesi vurgulu okunmalıdır…
Artık anlaşılmaktadır ki, bu mısrâın tek bir okunuşu ve tek bir anlamı yoktur… Yûnus, söz dizimiyle ve ﻳﺎﺭ (yâr/yar ) kelimesini cinâslı kullanımıyla, mısrâın telaffuz, inşâd, anlama ve yorum tabakalarında çeşitlilik ve zenginlik meydâna getirmiştir…
***
Yûnus’un, yârinden murâdı neydi; yânî, sevgilisinden istediği, beklediği şey neydi..?
Yûnus, yüreğinin şerh edilmesini istiyordu, gönlünden geçenlerin anlaşılmasını bekliyordu… Zîrâ, şerh demek, yarmak demekti, anlamak ve anlatabilmek için yarıp açmak demekti… Yûnus, yüreğinin yarılıp gönlünün alınmasını istiyordu…
Yûnus’un yüreğinde ne vardı..?
Âşık Yûnus’un yüreğinde gönlü vardı… Gönül ki, Beytullâh idi, Allâh’ın evi idi… Gönül ki, mâşûk-ı mutlakın cilvegâhı, hakîkî sevgilinin sarâyı idi… Yûnus’un, sevgilisini oturtacağı taht, gönül sarâyında idi…
Şâir Yûnus’un yüreği şiir ocağı idi… Yûnus’un yüreğinde mânâ zenginlikleri, mazmûn mücevherâtı vardı… Yûnus’un, sevgilisine sunabileceği, hediye edebileceği en kıymetli hazîneydi, yüreği…
Dervîş Yûnus’un yüreğinde muhabbet vardı… Muhabbet, cümle mahlûkâtın yaratılmasındaki asıl sebepti… Muhabbet, bütün kâinâtın cevheri, tözü idi… Muhabbet, âlemlerin tamâmını yaratan sözün özü idi… Yûnus’un, sevgilisine söylemek istediği tek sözdü, muhabbet…
Yûnus, sevgilisine işte bu eşsiz güzellikleri, bütün bu zenginlikleri vâdediyordu… Bunun için, yârinden, sevgilisinden tek bir eylem bekliyordu: Yüreğini yarmak… Ve bu eylemin netîcesinde, gönlüne varmak…
***
Yürek şiir ise, gönül mânâ idi… Gönül mânâ ise, muhabbet[ullâh] mazmûn idi… İşte şerh, yânî yarmak, muhabbete ulaşmanın bir amelî gayreti idi…
Yûnus’un bu mısrâında 2 yâr var: Biri beşerî, biri İlâhî… Beşerî yârdan murâd, İlâhî yârdır… Beşerî yârin vazîfesi, İlâhî yâra ulaştırmaktır…
Yûnus’un bu mısrâında 2 yar var: Biri yüreğin yarılması, biri gönlün yarılması… Yürek yarılsın ki, gönül bulunsun… Gönül yarılsın ki, muhabbet zâhir olsun…
***
Bir şiir, böyle anlam zenginliği ve çağrışım çeşitliliğiyle okunduğu takdirde, hakîkî anlamını kavrayabilir ancak… Zîrâ, şiirin belki en mühim vazîfesi, muhâtabının yürek ülkesini zenginleştirmek, gönül ocağını güzelleştirmektir…
Yûnus, bunu “neler” kelimesiyle ifâde etmiş… Neler neler… Çeşit çeşit güzellikler… Çeşit çeşit zenginlikler…
Şâirin gönlü, mazmûn gülleriyle güzelleşir; muhâtabının gönlü ise, şiir mücevherâtıyla zenginleşir…
İşte, şâir, şiiriyle etrâfını güzelliklerine açan ve etrâfına zenginliklerini saçan cömert bir kimsedir; yârinden –dostlarından– de bu cömertliğinin farkına varmalarını ister…
***
Hâsıl-ı kelâm…
Şiir, doğru okunduğu ve doğru anlaşıldığı takdirde gâyesine ulaşan bir beyan vâsıtasıdır…
Ve şâirin yüreğindeki gönlüne, ancak şiirleri yarılıp şerh edildiğinde ulaşılabilir…
Yûnus mu..?
O, bir söz sihirbâzıdır…
Şiir bir sihr-i helâl ise, o, sehl-i mümteni sâdeliği ve kolaylığıyla san‘atını icrâ eden bir sihirbazdır…
Onda daha ne güzellikler, ne zenginlikler vardır; asırlarca muhâtabını, okurunu ve şârihini beklemektedir…
Allâh, Yûnus’u merhametiyle yarlığasın…
Abdülkadir Dağlar



