
AYAZIN AVAZI
Tiz çığlıklarla başlayan bir hikâye nasıl biter? İyi ya da kötü nasıl sonlanır, diye sormuyorum. Sahiden nasıl bitmelidir ağlama sesleriyle süren bir hikâye?
Bizi Hint mahvetmedi. Belki korkusu belki saatlerce bekleyişi sarstı. Ama kendi adıma söyleyeyim beni tek bir şeyi -daha da- ayılttı.
Nahoş bir duygu beyinde, bedende yoksa ruhta mı başlar? Ne bileyim ben! Zaten midem ağzımda, gözlerime, kulaklarıma çarpanlar yüzünden.
Hint Receb ve “beni ayıltan çaresiz çocukluğuyla” el ele dışarda yürüyorum. Başka zaman olsa ayazda kalmış bir gariban gibi titreyerek karların üstüne bırakırdım kendimi, sessiz bir avaz ile. Şimdi ise en azından lacivert kubbenin altında ilerleyebiliyorum. Ne vücudumdaki uyuşma ne de artmakta oluşu beni korkutuyor.
Yuvama, çocuk çığlıklarıyla varıyoruz. Yalvarmalar da içeri girmek istiyor, onları almıyor Hint. Sıcacık, evim. Kızcağız sessiz fakat zannediyorum daha iyiyiz.
Hayatım boyunca duygularımla mutlu olduğumu itiraf etsem ne olur? Dünyayı hisleriyle anlayan her kadın gibi. Oysa, bu çağın zamansız bir boyutunda aklımın da duygularımın da hiç anlayamadığı şeyler yaşanıyor. Bu çağın o devrine almıyorlar birileri bizi.
Ufaklık elimi sıkmadı, beni durdurmadı. Yine de her zaman huzur bulduğum yuvamda şu anda kıpırdayamıyorum. Saçları iki yandan örgülü bir çocukken de böyle olurdum. Kızcağız ortadan kayboldu. Ateşin içinde çığlıklar.
Gözlerimi girişteki aynaya dikmiş dalgın dalgın yansımamı izliyorum. Bir işaret; çare nev’inden bir şey arıyorum. Bekliyorum “ne olursa”. Bu defa çığlıkların öncesinde ve sonrasında bomba sesleri. Yıkılma gümbürtüleri yuvaların… Dişi kuşların çoğu öldü, azı da göç etti.
Ateşler yakacak yavru canları biz duymayacağız. Ayazlar kemirecek çocukları, biz duyumsamayacağız. Hazret-i Meryem gibi unutulup gitmeyi diliyorum bu yüzden. Niyazımın, içimde zar zor bulabildiğim bir sebebi var. Gittikçe çıldıran bir vahşiliğe tanıklığın utanmışlığı. Midem düzeliyor. Gece çökmüş.
Korkmak, lügatimdeki küçük harfli kelimelerden bile daha silik. Allah, çocukları üzenleri kahretsin ki hüznümü kolaylıkla yenecek biri olmadım hiç. Daha da ötesi, musibetin, ruhun bütün kanallarına dolması kadar hızlı çarpan bir şeye tanık olmadı gözlerim. Dertliyim çünkü beni mahzun ediyor hızına yetişemediklerim. Hafife almayın; ömrüm, bir asrın yarısı. Daha neresindeyim olgunluk yolumun?
Hint geldi. Masum ve sevimli olmasaydı da saçlarını şefkatle okşardım. Çiçeğe benzeyen bir kokusu var. Akşamdan beri hissettiklerim, bana, annelik kabımdan Hint gibi yavrular doğurtma arefesindeler. İkiz bebeklerim ve üçüncü inci tanemden sonra başka topraklarda başka yavrularım doğuyor. Allah, çocukları üzenleri perişan etsin ki küçük yavrucukların bedeninde kirli emeller birikiyor.
Hint. Yalvaran, siyah gözler. “Gel.”
Cevap yolda mı acaba? Gökten bir işaret yok. Zaten bize gelmez, diye mırıldanıyorum. Hah! Eve dönerken aradığım dostumdan telefon var.
“Yarın şafakla gidelim mi?”
O böyle dedi ya, gece zerre uyumam. Çünkü şimdi binlerce çocuğum var. ‘On kere yüz çocuğu olan anne’ kadar güçlüyüm.
Hint gerçekten gülümsüyor. Neler yaşarız bilmiyorum. Hepsi benim yavrum.
Gülhan Yılmaz
(Tefsir Bilim Uzmanı)



