
Mustafa Yakışır
İslam’ın ilk organize tebliğ faaliyetlerinin yapıldığı ve Mekke şehri için merkezi bir konumda olan, ilk Müslümanların vahye muhatap kılındığı çatı mekan, Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evi (Dârülerkam) olmuştur. İslam’ın tomurcuklanma döneminde Dârülerkam, Müslümanlara dârü’l-eman (sığınılacak yer) idi. Müslümanlar Mekke’de zorlu zamanların ardından Erkam’ın evinden taşarak kendilerine daha güvenli bir liman aradıklarında, Ensar’ın yurdu olan o zamanki ismi ile Yesrib’e, Medine’ye peyderpey hicret ettiler. Yesrib’in Hazreti Peygamber’in hicretinden sonra Medînetü’n-Nebî, Medînetü’l-Münevvere vb. isimlerle anılması ibret vesilesidir. Bu durum, “şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” sözünü bize bir kez daha hatırlatır. Başka bir ifade ile bir mekânın şerefi, değeri ve saygınlığı orada bulunan, onu kullanan veya içinde yaşayan insanlardan gelir. Medine’de Hazreti Peygamber, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evini şereflendirdi. Ülkemiz, Hazreti Peygamber’i misafir eden o sahâbîyi topraklarında misafir etmesi şerefini bir madalya gibi üzerinde taşımaktadır.
Bu misafirliğin sonunda İslam’ın kurumsallığının temellerinin de atıldığı, bir tâlim ve terbiye ocağı olan Mescid-i Nebevî inşa edildi. Bugün dünyanın herhangi bir bölgesinde kabrine rastladığımız —bizi hayrete düşüren— gökteki yıldızlar mesabesinde olan sahâbî, işte bu ocakta pişti. Ashâb-ı Suffe bunun en somut örneğidir.
Mescit, bir pergelin yere sabit ucu gibidir. Mescit; çevreyi odak noktasına alan merkezi, karargâhı, gözün tamamına nazaran göz bebeğini temsil eder. O; nüvedir, cevherdir, mekândan münezzeh olana en yakın olunan mekândır. Allah’a en yakın olunan secdeden türemiş mekân ismidir mescit.
Mescit, modern zamanlarda olduğu gibi barınacak mekanların sonrasında ihtiyaca binaen sonradan inşa edilen mekanlar değildi geçmişte. Mescit merkeze konumlandırılır ve mahalle onun etrafında şekillenirdi. Yani mescit önce inşa edilir, mahalle sonradan kurulurdu. Mescidin merkeze oturtulup meskenlerin etrafa serpildiği bir şekilsel yapıdan söz ediyorum. Bu şekilsel yapı, Batı’nın düzlemsel olarak inşa ettiği yapıların aksine dairesel bir yapı teşkil eder. Bu, tıpkı bir masa ile sofra arasındaki fark gibidir. Masa, sandalye ve türevleri aristokrasiyi temsil ederken, sofra bu sınıfsallığı ortadan kaldıran ve insan fıtratını sarıp sarmalayan bir yapıya sahiptir. Bahsettiğim aristokratik yapıyı bilfiil alaşağı eden bir diğer husus da camideki saf düzeninin protokolü saf dışı etmesidir. Sınıfsallığa karşıt, sosyalist bir söylem olarak okunmamasını murat ettiğim bu söylem, beni “üstünlük takvadadır” sözünün eşiğine getirmesi hasebiyle önemlidir: Kullukta eşitlik, takvada üstünlük. Masaya dönelim; onun etrafında oturduğunuzda başı çeken kişi olabilirsiniz fakat sofrada diğer her bir fertle bütünün bir parçası olmak zorunluluğunuz vardır. Caminin inşa edildiği mahalleler de tıpkı bir sofra şeklinde daireseldir. Mescitler, annedir ve hâneler ise onun altında korunup kollanan evlatlar gibidir.
Bir mescit yazısı olması için kalem oynattığım bu yazının dışında konular olduğu için konuyu şimdilik burada noktalıyor ve mescitle alakalı bir iki cümle daha sarf etmek istiyorum. Vahiy, sözle ve ete kemiğe bürünmüş şekliyle peygamber ile neşvünema buldu ise mekânsal olarak Kâbe (Beytullah) ve onun şubeleri olan mescitler (cami) ile mekânsal hâle gelmiştir. Medreselerin mescitlerden çok sonra ortaya çıktığı, mescitlerin yukarda sözünü etmeye çalıştığım talim ve terbiye ocakları olduğu hususunu göz ardı etmememiz gereken bir durum olduğunu hatırdan çıkarmayalım. Mescitler yeryüzünde vahyin birer aynasıdır. Mescitler, İslam’ın en temel ibadeti olan namazın cemaatle ifasından fertlerin İslam nizamına uymaları gerekliliğinin hatırlatılmalarına kadar birçok fonksiyonel yapı ile mücehhezdirler.
İstiklal Marşı’nda ifade edilen;
Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli
şeklindeki ilâhi çağrının yükselttiği mekânlar olarak mescitlerimiz kıyamete kadar baki kalacaktır. O yüzden yazımızda ara ara ocak diye nitelediğimiz bu mâbetler, sönmeden yurdumun üzerinde tüten son ocakları besleyen mânevi kuvvet karargâhıdır. Size mescitler hususunda yeni bir şeyler söylediğimi iddia edemem ama “neyi kaybettiğimizi hatırlatma” noktasında ip uçları verebileceğimi ümid edebilirim. Mescit ve onun inşa ettiği yazı dizimizin de bu yazı ile besmelesini çekmiş olduk.
Gayret bizden, tevfîk ise Allah’tandır.



