

Ey kalem!
Ey, Yüce Mevlâ’nın yemin ettiği nesne!
Sen bir tercümansın.
İnsanoğlu dilini kullanmadan zihninden ve gönlünden geçenleri seninle anlatıyor.
Sessiz bir tercüman…
Yazan gülerek mi yazmış, ağlayarak mı? Ancak seni tutanın ustalığı, okuyanın ferasetiyle idrak edilen bir tercüme…
Sessiz olmakla beraber çok hızlısın.
Sesten daha hızlı. Onun ulaşamadığı yerlere ulaşıyor yazdıkların.
Dilin dili varsa, senin de dilin var. Senin dilinle biri şarkta, biri garpta iki kişi konuşabiliyor.
Biri bin sene önce söylüyor, biri bin sene sonra dinliyor. Mesafe ve zaman sana mâni değil.
Aşıyorsun onları.
Sen mirassın.
Nesep ve kan bağı aramadan bırakılan bir miras…
Bir emanetsin.
Seni her tutan, seni hak etmiyor. Taşımak zor, hakkını vermek kolay değil.
Bir mihenk taşısın.
Kalbin derinliği, aklın seviyesi seninle ortaya çıkıyor.
Bir silahsın.
Hücum eden de savunan da senin vasıtanla savaşıyor.
Mukaddes bir hamalsın.
Vahyi taşıdın yazdıklarınla.
Yani varlığın sırrını ve hikmetini…



