Merve AktaşTöreli Yazılar

Manifesto!

Ankara’da huzuru ararken ayaklarımın beni istemsizce götürdüğü çok sevdiğim Hamamönü’nde dostumla sözleştiğimiz üzere Taceddin Dergahı’nın tam karşısında bir yerde oturmuş çay içiyordum. Önümdeki masada bir moda dergisi gözüme çarptı.
Baktım üzerinde tesettürlü hanım resimleri de var, dikkatimi çekti. Halbuki nefret ederim magazin dergilerinden. Derginin adı ”ÂL”…
Tam Emine Şenlikoğlu’nun tabiriyle birebir örtüşen hatta daha da aşan bir dergi…
Ne demişti Şenlikoğlu; ”dandik müslümanlık”!.
Neyse biraz ön yargımı bırakayım, arkadaş bunlar bunu yapıyorsa boşuna yapmıyordur. Mutlaka düşündükleri bir boşluk var ki orayı doldurmaya çalışıyorlardır.
Neyse, yağlı kağıtlı boy boy kapalı ablalarımızın, kardeşlerimizin süslediği derginin IQ seviyesi bir tarafa ciddiye alabileceğim bir köşe yazısı çıkar mı dedim ve sayfaları incelemeye başladım.
Maalesef yoktu tabii. Moda dergisinde fikir mi aranır arkadaşım? diyeceksiniz. Yahu müslümanın modası nedir ve bunun bir dergiyle ifşa edilmesi ne demektir? Hadi onu da geçtim tutmuş boy boy bacılarımızın yanına ayet, hadis yazmışlar!
Yarabbi bu nasıl hamakattir. Münasebetsiz biri kalkmış İhvan-ı Müslim’den, Hasan el Benna’dan söz ediyor. Bizim beslendiğimiz kaynak diyor. El Benna Mısır’da insanları İslam’a davet ederken zengin olanlara farklı muamele edermiş! Tamam ona amenna. Şimdi bak lafı nereye getiriyor; ”neden benim de bir jeepim olmasın ki ben de istiyorum” diyor. Bunu söyleyen başörtülü bir hanımefendi. Tamam, isteyemez mi? İsteyebilir, bize ne?
Peki, bende şunu sorarım; be hey hamakat borazanı, sen o gün ki Mısır ortamını şuan ki durumuna nasıl benzetebilirsin? El Benna tamamen dinden çıkmış insanları yola getirmeye çalıştı. Tabi ki ilk aşamada öyle muamele etmeliydi. Şimdi sen başı kapalı bir hanım efendi olarak, hatta genelleyelim müslüman bir hanım olarak, kendini nasıl o dönemin Mısır’ındaki azgın insanlarla kıyaslayıp kendince hüküm veriyor, altına imza atıyorsun?
Rabbim İslam’ı böyle anlatan köhne zihniyete hidayet versin!
Hz. Ömer ne kadar büyük bir teşhiste bulunmuş: ”Bu güruh, yaşadığı gibi inanıyor.” Allah doğru yola iletsin…
Gelgelelim yaşantımızda İslam’dan uzaklaşmamız yetmiyor bir de Hıristiyanca bir yaşantıya doğru kayıyoruz. Benzer bir derginin yeni yıl sayısında pratik çam ağacı süslemelerine alternatifler yazı dizisi karşımıza çıkıyor. Akif’in bu yabancılaşan, eğreti bir eziklik ve özentiyle Batı’ya kendisini kabul ettirebilme hayali içinde kaybolmuş müslümanlara attığı o tokatını düşünüp acaba bu baygınlık halimizden çıkar mıyız diye iç geçiriyorum. Dostum geliyor, sarılıyoruz. Nasılsın? diye soruyor, nasılız bilmiyorum. Susmak istiyorum , şimdi biraz susalım.

Ey Âkif! Sen ki bu kapıdan kaç defa girip çıktın kim bilir.
Senin ilhamın iklimin nasıldı.?
Belki gafil bir neslin olarak Asım’a layık olamadık.
Bir rüyanın kaybedenleri olduk habersiziz.
Şimdi kalbim ve zihnim o kadar kirli ki bu dergahın havasına yabancıyım.
Tövbeye susamış dudaklarımızı günahla ıslattık her daim.
Çırpınıp dururuz önümüzü görmek için.
Halbuki güneşimiz aynı güneş,suyumuz aynı suydu. Değişen kim? Aksilik nerede?
Susmaksa bir derviş suskunluğu olmalıydı…
Yapay,suni bir medeniyetin çiğnediği,susturduğu,vicdanları toz duman ettiği bir suskunluk bizimkisi…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu