
Allah’a Giden Yol
Şu ana kadar edindiğim en derin tecrübelerden biri insanın kalbinde Allah’a doğru giden bir yolun varlığıdır. İçimize üflediği ilahi nefha (Tanrısal öz) ile bize bu yolu açan ve şah damarımızdan daha yakın olan Allah bir an bile bizden gafil değildir. Bizim de O’ndan gafil olmamamız için bu yolu sağlamlaştırmamız, aramızdaki sevgi bağını güçlendirmemiz gerekir.
O yol gerçek sevgiliye çok yakındır. Fakat o yola diktiğimiz putçuklar, döşediğimiz taşlar, başka sevgilere açtığımız yan patikalar mesafeyi büyütür. Bu yüzden yolun üzerine yerleşen, bizi O’ndan alıkoyan dikenleri ve ayartıcıları temizlemek; yan yollara sapmadan istikameti korumak gerekir.
Bizi sevgiyle ve sevgiden yaratan Allah’ın, yolunun temeline yerleştirdiği sevgi tohumlarını; vahiyle, tefekkürle, zikir ve duayla beslemeli, kendimizi ve etrafımızı ıslah eden salih amellerle sulamalıyız. Baktığımız her şeyde O’nun celal ve cemal sıfatlarının yansımalarını görmeye çalışmalıyız. Aldığımız her nefesin, bedenimizin, aklımızın, irademizin ve gençliğimizin O’nun ikramı ve emaneti olduğunun şuurunda olmalıyız.
Allah’a giden yolun başlangıcı olan içimizdeki ilahi nefha’ya doğru yolculuğumuzu sürdürmeli, tefekkürümüzü içimize doğru derinleştirmeliyiz. O’na giden yolu zihnimizde ve ruhumuzda yürüyebileceğimiz bir güzergâha dönüştürmeliyiz. O’nun bize bizden daha yakın olduğunu, kalbimizle aramıza girdiğini, dönüşümüzün de O’na olacağını hissetmeliyiz. “Ey insan! Kesinlikle sen Rabbine doğru büyük bir çaba içindesin; sonunda kuşkusuz O’na kavuşacaksın.” (İnşikâk 84/6). İçimizi ne kadar aydınlatır, içimizden ne kadar aydınlanırsak dışımızı da o kadar aydınlatabiliriz. Zira içinden aydınlanamayan, dışını aydınlatamaz.
O’na giden yol, dik ve engebeli bir sarp yokuştur: “akabe”… Bu yolda Yüce Allah’a yaklaşmak zahmet ve sabır ister. Bunun için önce kendimizi nefsimizin köleliğinden kurtarmalı; ardından benliğinin kölesi olmuş insanları sosyal medya dahil her türlü esaretten hürriyete kavuşturmaya çalışmalı, yetimlere ve muhtaçlara sahip çıkmalıyız. Bütün bunları gerçekleştirdikten sonra imanın temeli olan takvaya erişmeli; hakkıyla iman ederek insanlara hakkı, sabrı ve merhameti yaşayarak öğretmeli, bu yoldan sapanları yeniden istikamete yönlendirmeliyiz. (Bk. Beled 90/8-15).
Yolun zahmetini görünce geri dönmemek, zorluklar karşısında kızıp isyan etmemek, gülümseyerek istikameti sürdürmek ve Allah’tan bir an olsun gafil olmamaya çalışmak gerekir.
“Allah’a dönük bir gönle sahip olan, O’nu her zaman aklında tutan, görmediği halde Rahman’ın ürpertisini duyan (O’nun sevgisini kaybetmekten korkan) ve Allah’a kavuşmak isteyen bir kalp ile (O’na) gelmiş olanlara: Bu (cennete) huzur içinde girin; bu, ebedilik günüdür. Onlara, orada ne dilerlerse vardır. Katımızda ziyade de (Allah’ı görmek) vardır.” (Kâf 50/32-35).
Hayatındaki en büyük korkusu Rahman’ın sevgisini kaybetmek olanlara; içindeki ilahi özü parlatarak etrafını aydınlatanlara selam olsun.
Yakarış
Ya Rab, senin gözünden düşmek
Bin beterdir gökten düşmekten;
Paramparça yerlere savrulmaktan,
Uçan kuşlara yem olmaktan.
İlahi, gerçek cennetinden beni mahrum eyleme;
Akıl sır ermez güzelliğini benden esirgeme
Bütün letâfetin kaynağı güzelliğini
Her şeyin fevkinde gerçek sevgini.
Beni ben kıldın üflediğin ruhla
Terk etme beni günahlarım sebebiyle
Ruhumu arındır, birleştir Seninle
Buluştur beni mah-ı cemalinle.
Sonsuza dek ayırma bakışlarını benden
Ben senden razıyım, Sen de razı ol benden.
Cennetinin en büyük nimeti olan rızan,
Benim en büyük niyazımdır Senden.
Dr. Resul ERTUĞRUL



