
Konyalı Kırmızılı Kadının Yüzümüzden Çıkardığı Maske
Hiç unutmam, Konya’da yaşadığım yıllarda birkaç kez karşılaşmıştım Kırmızılı Kadın ile. Bugün ölüm haberini okudum. Ardından herkes methiyeler diziyor. Yaşarken kendisine maddi anlamda destek veren olmuştur, ona bir şey diyemem. Konya insanı kimseyi açta açıkta bırakmaz. Ama kaç kişi oturup derdiyle hemhâl olmuştur, işte o muamma!
Kadın hakkında ilginç hikâyeler anlatılıyor, hiçbirine vâkıf değilim. Aşk acısı çekti diyen var, zekâsı yüzünden meczup oldu diyen var, bir erkeğin zulmüne uğradı diyen var…
Hatta arkadaşımın biri ”Bir erkeğin bir kadını ne hâle getirdiğinin kanıtı” yazmış. Oradan mesajını vererek şöyle bir çıkarımda bulunmuş: ”O dışına kustu, biz içimize.” Çok düşündürdü bu cümle beni. İnsanlar kendi yaşadıklarına bakıyor, ateş de düştüğü yeri yakıyor. Benim dikkat çekmek istediğim nokta tam da burası işte. Rahmetli Neşet Ertaş’ın sevdiğine yazdığı bir türkü vardı, sözleri şöyleydi:
Bugün bana bir hal oldu
Yardan kara haber geldi
Vay vay vay vay vay vayy
Bu haber bağrımı deldi
Dediler ki Menom öldü
Oy oy oy oy oyy
Oy oy dünya oy
Sevdiydik birbirimizi
Açamadık sırrımızı
Babalar hâldan anlamaz
Duysa öldürürdü bizi
Vay vay vay vay vayy
Vay vay dünya vay
Büyümüş gelinlik olmuş
Hasretinen rengi solmuş
Vay vay vay vay vay vayy
Vay vay dünya vay
Gizli dertten hastalanmış
Bir de duydum Menom ölmüş
Oy oy oy oy oy oy
Oy oy dünya oy
Yalandır bu dünya yalan
Var mıdır muradın alan
Cennet yüzünü görmesin
Sevenlere mani olan
Vay vay vay vay vayy
Vay vay dünya vay
Göz yaşı seldi dediler
Ölürken güldü dediler
Vay vay vay vay vay vayy
Vay vay dünya vay
Haberi geldi dediler
Menoşum öldü dediler
Oy oy oy oy oy oyy
Oy oy dünya oy
İnsanoğlu heç mi idi
Öksüz sevmek güç mü idi
Biz de murada erseydik
Garip olmak suç mu idi
Vay vay vay vay vayy
Vay vay dünya vay
Oy oy dünya oy
Vay vay dünya vay…
Meno, kızın adı. Sanırım kendi koymuş bu adı türküye. Asıl adını gizlemiş. Tersi de olabilir bilemiyorum.
Arkadaşımın “Kırmızılı Kadın dışına kusmuş, biz de içimize” dediği yerde aklıma Neşet babanın bu türküsü geldi.
Hani bir acı görünce, duyunca ölüyoruz, yanıyor, bitiyoruz ya…
En son Gazze işte! Ölümü göze alıp kalkıp gidenler hariç her birimiz birbirimize masal anlatarak acının edebiyatını yapıyoruz. Kim Gazze yüzünden gizli derde dûçâr oldu, kim yemeden içmeden kesildi?
Kim sevgilisinden ayrıldıktan sonra hayata küsüp bir deri bir kemik kaldı? Herkes hayatına kaldığı yerden coşkuyla devam ediyor. Sosyal medyada birkaç günah çıkarma paylaşımı ile zevâhiri kurtarıyor işte!
O dışına kustu, Neşet’in yari de gizli dertten öldü! Ötekilerin hepsi hikâye, hepsi masal. Madem içimiz yanıyorsa, dışımıza sızan ışıltı neyin nesi? Hani testinin içinde ne varsa dışına o sızardı, ne oldu ona…
Gelelim tekrar konumuza.
Kırmızılı Kadın.
Konya’nın değil tüm insanlığın iç yangını, çelişkisi, iki yüzlülüğü esasında.
Şu an etrafımızda yığınlarca Kırmızılı Kadın vardır; kapısını açmaya tenezzül etmediğimiz, görünce yolumuzu değiştirdiğimiz, onlar hakkında konuşulurken havaya bakarak ıslık çaldığımız…
Belki Kırmızılı Kadın kadar meşhur değildir ama vardır, yığınlarca hem de.
“Bir garip öldü diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin” dizelerine hayat verecek olan gariplerden bahsediyorum.
Şöhret olan garipleri hemen alıp baş tacı ederiz, onda sorun yok. Etmeyeni dövüyorlar zaten Alaaddin Tepesi’nde, Muaacır Pazarı’nda, Havzan’da, Lastik Durağı’nda, Zafer’de, Doğanlar’da, Kadınlar Çarşısı’nda, Mevlâna Meydanı’nda…
Dışına değil de içine kusan garipleri bulma, onların derdiyle hemdert olma gibi projelerimiz var mı? Belediyeler olarak, Valilikler olarak, Müftülükler olarak, eğitimciler olarak, medya olarak, fenomenler olarak, sıradan vatandaşlar olarak…
Geçenlerde bir haber okudum. Parkın birine yaşayan, başarılı bir insanın adını vermişler.
O kadar hoşuma gitti ki…
Kel ölmeden sırma saçlı, kör ölmeden badem gözlü olmaz bizim ülkemizde.
Ölünce kele, köre methiyeler dizer; yaşarken değerli insanlarımıza, garip gurebaya sahip çıkmayız!
Kırmızılı Kadın hem yaşarken hem de dar-ı bekâya giderken yüzümüzdeki maskeleri çıkardı ama biz onun ardından methiyeler dizerek o maskeyi tekrar suratımıza geçirdik.
Aslında işin en önemli tarafı, kaçımız yapıp ettiklerimizle arkamızda kaç tane Kırmızılı Kadın bırakıyoruz, bunu hiç düşündük mü?
Mustafa Süs



