Gülhan YılmazTöreli Yazılar

Simsiyah Ama Karası Yok

Samada - 2

Simsiyah Ama Karası Yok

(Samada – 2)

Karasız Sevdam diyordum. Peşime düşüp benimle Samada’ya çıktınız.

Ama Sevdam, Samada değil. Duydum ki o, pek merak edilmiş. Satırlarımda gezenler heyecanla beklemiş.

Karasız Sevdam insan da değil. Boyumun yarısı kadar olan bir kitapta tanıştık onunla. Ninem, sandığından çıkarıp dedeşlerimle bana göstermişti. Bir gazetenin verdiği o resimli siyer, benim için hazineden farksızdı. İnsanın, en büyük aşkının resimlerini barındıran hem de sandıkta tutulan bir kitaba siz ne derdiniz ki?

İlk zamanlarda ortalıkta birileri yokken onu sandıktan çıkarır; Sevdam hakkındaki bütün yazılarını içer, resimleri inceler, onu defalarca öperdim. Sonra günlerce belim ağrırdı da dert değildi. Razıydım. Karasız Sevdamı öyle bir tutkuyla seviyordum ki iştiyakım bütün ağrılara galip gelirdi.

O yaşlarımda – 8 ya da 9-, tatillerde, herkes denize giderken, “Köy! Köy!” diye tutturan bu çilli ve açık kumral meyve tutkunu için hayat her şeyiyle çok güzeldi.

Oysa ah zavallı Samadalılar! Karasız Sevdam Yahudilerin eline geçer geçmez, hüküm sahipleri, Samadalıların babalarını ondan yasaklamışlardı. O kara kalplilerin huyu değişmemişti anlaşılan. Üzülüyorsunuz biliyorum. Olamaz bu, diyorsunuz. Biz de ninem anlatırken hüngür hüngür ağlamıştık. Kâinatın Son Peygamber’inin en kutsal yer dediği Kâbe’yi nasıl kaybetmiştik?

Vah, bilseniz sonra neler olmuş! Samadalıların ataları, bırakın Karasız Sevdama sahip çıkmayı, canlarını bile zor kurtararak bir gece Samada’ya kaçmışlar. Basiretli bir fatihin kurduğu “gökteki medeniyet”e çıkmışlar. Zor başarmışlar zira kendilerine, el altından çağrı yapan müslüman Türkleri başta ciddiye almamışlar. Müslümanlara yönelik tehditleri herkesten önce Türkler anlamış.

Kâbe’den hatta yeryüzünden yasaklanan Samada halkı yememiş-içmemiş yıllarca çareler aramış, dostlar! Ülkelerini gökyüzünde, koruma kalkanıyla tutabilenler neler yapmaz ki zaten? Dün gibi hatırlıyorum, hikayenin bu kısmında ninemin gözleri elmas gibi parlamıştı. Çünkü Samed’in imanlı ve gayretli kulları, harikulade “bedenî ve zihnî” deneyimler kazanarak Sevdama gizlice gidebilmeyi başarabilmişti. Çığır açmışlardı çığır. Telepati kurduklarını hatırlıyorsunuzdur. Ayrıca, zihin okumayı ve görünmeden bir yere gitmeyi de öğrenmişlerdi. Farklı başarıları da var. Ama lütfen biraz sabır, biraz karar.

Bana gelince, on yaşımda, bu dünyada hiçbir şeyin kalıcı olmadığını yakinen öğrendim. Bir ikindide nineciğim hastalandı, günler sonra da bize veda etti. Rengarenk ve keyifli dünyamın üzerine karanlıklar çökmüştü. Ne Samada kalmıştı ne de yarı boyumca kitap. Ama kimse hayallerime ve aklıma set vuramazdı.

(Biiznillâh devamı gelecek…)

Gülhan Yılmaz

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu