
Burnunun Dikine Gidenler Aslında Nereye Gidiyor?
İnsanlar kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hareket ettiklerinde yalnızlaşırlar; halk arasında bu durum “burnunun dikine gitmek” olarak adlandırılır.
Bir konuda otorite olabilirsiniz, çevrenizde o işi sizden daha iyi bilen olmayabilir ve tek başınıza kararlar alabilirsiniz. Hatta çevrenizdeki insanlar size güvendiği için peşinizden de gelebilir. Ancak burada bile “el elden üstündür” düstûru devreye girer. Atalarımız boşuna, “Ne kadar bilirsen bil, bir bilene danış,” dememişlerdir.
Çok bilen insanlarda zamanla bir güç sarhoşluğu ve basiret bağlanması oluşabilir; bu, üzerinde dikkatle durulması gereken bir risk faktörüdür. Unutulmamalıdır ki denizde boğulanların çoğu yüzmeyi çok iyi bilenler, ölümcül kazalara sebebiyet verenler ise genellikle tecrübeli sürücülerdir.
İstişarenin Gücü ve Yalnızlığın Bedeli
Kültürümüzde ve inancımızda istişare hayatî bir öneme sahiptir. İstişare edilmeden girilen yolların sonu genellikle hayırlı bitmez.
Özellikle toplumun genelini ilgilendiren konularda fevri davranmak ağır sonuçlar doğurabilir. Bireysel konularda kişi dilediği gibi hareket edebilir; her ne kadar sonuçları çevresini üzse de faturayı asıl ödeyen kendisidir.
Ancak ortak yaşam alanlarında veya birlikte hareket edilen gruplarda başkalarının görüşünü almak vazgeçilmezdir.
“Ben istediğim gibi hareket ederim,” derseniz, sonuçlarına da tek başınıza katlanmak zorunda kalırsınız.
İnsanların bir izzetinefsi vardır. Karar alma süreçlerinde görmezden geldiğiniz insanları, onlara ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda bulamazsınız.
Siz onlara “yokmuş gibi” davranırsanız, onlar da hayatlarına “siz yokmuşsunuz gibi” devam ederler.
Etken ve Edilgen Karakterler Üzerindeki Etkisi
Karakter yapılarına göre istişarenin etkisi de değişir:
- Edilgen insanlar: Kendilerine danışılmasından pek hoşlanmayabilirler; onlar için verilen emirleri yerine getirmek yeterlidir.
- Etken insanlar: Görüşleri alınmadan yapılan her işten olumsuz etkilenirler. Bu durum sadece motivasyonlarını değil, çalışma performanslarını da doğrudan düşürür.
Sonuç ne olursa olsun, bir liderin veya bireyin asli görevi istişare kültürünü diri tutmaktır.
Çoğumuz hem dilediğimiz gibi davranmak hem de çevremizden tam kabul görmek istiyoruz. Bu yaklaşım, özünde kibir ve enaniyettir; nihayetinde ise kişiyi derin bir yalnızlığa sürükler. Eğer “Yalnız kalsam da olur, yeter ki benim dediğim olsun,” diyorsanız, bu bir tercihtir. Zaten yalnız yaşamaya meyilli olanlar bu bedeli baştan kabullenmişlerdir.
Burnun Dikine Gitmenin İç Yüzü
Etrafınıza bir bakın; burnunun dikine gidenlerin o içler acısı hâllerine şahit olursunuz. Her ne kadar dışarıdan “kuyruğu dik tutmaya” çalışsalar da içten içe bir pişmanlık ve vicdan azabı duyarlar. Ya tamamen yalnız kalırlar ya da kalabalıklar içinde görmezden gelinirler.
Resmî kurumlardan aile hayatına, sivil toplum kuruluşlarından takım oyunlarına kadar her alanda istişare kaçınılmazdır. Elbette bunun iki istisnası vardır:
- Hiyerarşik Emirler: Üst makamdan kesin bir emir gelmişse, bu tartışmaya açılmaz. En fazla “keşke sorulsaydı” denir ancak emrin gereği yapılır.
- Mutlak Gereklilikler: Yapılması %100 zorunlu olan bir işin yapılıp yapılmayacağı sorulmaz. Her kafadan çıkan ses sadece süreci geciktirir. Bu durumda sadece yol ve yöntem istişare edilebilir.
Dikkat: “Suç Ortağı” Aranıyor Olabilir!
Şunu da unutmamak gerekir: “Dahil olmadığınız bir konu hakkında aniden fikriniz soruluyorsa, bilin ki bir suç ortağı aranıyordur.”
Eğer bir işin sarpa saracağı önceden hissedilmiş ve o aşamada size danışılıyorsa, bu genellikle bir iki yüzlülük örneğidir. Kişi düşerken sizi de aşağı çekmeye çalışıyor olabilir.
Önemli konuları istişare etmeyen insanların diğer konularda size verdiği değer; değer değil, sizi kendisinden tamamen uzaklaştırmamak için uyguladığı iki yüzlü bir stratejidir.
Mustafa SÜS



