Doç. Dr. Erhan ÇaprazTöreli Halkiyat

Folklore, halkbilimi ve bahtsız nesil…

Biz gerçekten bahtsız bir nesiliz; çünkü ağademide “halk bilim” mi yoksa “halkbilim” mi ayrımının bile henüz yapılmadığı bir döneme denk geldik…!

“Böyyük ‘ulama”mız ise koltuk, makam ve dahası vekillik peşinde: Un dos tres ale ale ale….

Elbette bu ayrımın TeDeKe’nin sorunu -yoksa mes’ele mi demeliydim- olduğu düşünenler olabilir? Fakat bu durumun tamamen taklîtçi bir zihniyetin eseri olduğunu gelin size izah edeyim.

Mes’elede anahtar kelimemiz ve tapınç nesnemiz: folklor. Tabi ağademide “folklor” kelimesi de yaygın; fakat en azından bunun orijinal şekli (sureti) “folklore”nin benimsenip kullanılmadığına da yatıp kalkıp şükredelim!

Neyse…

Aslında gelenekte bizde (Anadolu’da) halka dönük hassasiyetin temeli daha 13. yüzyılda Nasreddin Hoca ile atılmışsa da taklîtçi zihniyet, halkı bilmenin 19. yüzyılda folklore tâbirinin ortaya çıkışı ile başladığına âdeta iman eder. Dahası ve asıl üzücü olan ise kelimenin menşeini de teşkil eden çok sevdikleri Amerikancı folklorun kuram ve uygulamalarıyla da amel eder! Hâlbuki rahmetli Ziya Gökalp, “halkiyyât” tabirini kullanarak halkı folklore kurban etmemiştir! Sonrasında ise folklorun gâlibiyeti herkesin mâlûmudur…

Yeni rejimin kuruluşu ile birlikte halk ile işi bitenler -aslında hiçbir zaman halk ile işi olmamıştır!- folkloru sadece bir halk oyunu -yoksa halkoyunu mu yazmalıydım- sonra çıkar oyunu seviyesine indirgediler. Bugün folklor denilince akla doğrudan “halkoyunu”nun gelmesi bunda başarılı olduklarını da açıkça ortaya koyar.

Biz ise asıl şimdi gelelim bahtsız bir nesil olarak hissemize düşen “halkbilim, halkbilimi, halk bilim veya halk bilimi” tâbirlerine…

Önce bunlardan galiba pazarcıların “seç beğen al” düsturu gereğince istediklerini seçip kullanmada tamamen özgür -burdan Özgür kardeşime de selam ediyorum- hareket ettiklerini de belirtmemiz elzemdir! Fakat diğer taraftan asıl mes’elenin bir taklîtci zihniyetten ibaret olduğu da açıkça görülmektedir. Yani bugüne kadar halk ve bilimi için yerli ve millî bir nokta bile üretmeyen “millîetçi ‘ulamâ”mız, tamamen alanda kıblelerini teşkil eden Batı’nın “folklore” kelimesini birebir taklîden halkbilim, halkbilimi, halk bilim veya halk bilimi” tâbirlerini îcâd eylemişlerdir. Herhalde kendilerine alanın mahiyetini teşkil eden “çeşitlenme” niteliğini sadece esas aldıklarından “halkbilim, halkbilimi, halk bilim veya halk bilimi” suretinde bir tâbir cümbüşüne (zenginlik) de vesile olmuşlardır. Dolayısıyla alanda folklor kelimesine karşılık olarak üretilen bu “halkbilim, halkbilimi, halk bilim veya halk bilimi” çeşitlenmeleri dışında bize ait yerli ve millî bir tavır (bilim) asla görülmez! Hatta bazıları -sorunun da asıl müsebbibleri-, bu çeşitlenmeler arasında bir tercih buhranına dûçar olmamak için uyanıkça bunların her birini teğet geçip başta yayınları olmak üzere “folklor” tâbirini kullanırlar. Aslında bu durum da onların tamamen sözünü ettiğimiz taklîtçi zihniyeti haiz olduklarını iyice teyid eder.

Ben bütün bunların yerine size yine, yeniden ve sadece “folklor” tâbirinin kullanılmasını teklif ediyorum! Ez azından aslınıza dönmüş olursunuz!

Ben mi?

Sizin hâlâ anlamadığınız veya anlamakda zorlandığınız rahmetli Ziya Gökalp’ın “halkiyyâtı”nı kullanmaya devam edeceğim. Elbette -hiçbir ümîdim olmasa da- alanda yerli ve millî bir temelde tâbir, kuram ve uygulama tekliflerinize de her zaman açığım!

Hulâsa bizim halkbilim -halkbilimi, halk bilim veya halk bilimi- bahtsız bir nesil…!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu