MaârifMustafa ArslanoğluTöreli Yazılar

Nasihat Gitti Kabahat Geldi

Nasihat Gitti Kabahat Geldi

Bir toplumda insanların birbirini anlamaması, bir bileni dinlememesi bekâ meselesini hatırlatacak kadar vahim bir durumdur.

Biliyorum, iddia büyük ama problem daha büyük.
Gelin birlikte düşünelim, birlikte karar verelim.
Gençlerimizi; “Z kuşağı” diyerek, “özgüven” formatı fazla abartılarak, “akıl” gereğinden ziyâde
tabulaştırılarak öğüt almaktan ve yaşanmış hayat gerçeklerinden uzaklaştırdılar. Toplumumuz da bu akımdan etkilendiğinden nasihatı sevmez oldu.

Nasihat dediğimiz şey; doğru ve güzel olanı, yapılması gerekenle yapılmaması gerekeni insanlara hatırlatmaktır. Bu hatırlatma sözle olabileceği gibi, örnek davranış sergileyerek, sabır göstererek, merhamet ederek, iletişim kurarak, hal hatır sorarak, affederek, fırsat vererek, ortak aklın kabul ettiği erdemli davranışlar sergileyerek yapılabilir.
Nasihat, akıl transferi ya da bilgi ve tecrübenin rehberliğinde yol gösterme demektir.

Özgüven adı altında insanlara çok yükleme yapıldığı için, fertler kendisini “her şeye yeter” seviyesinde görmeye başladı.

“Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını almış.”

İnsanın kendi aklını beğenmesi doğuştan gelen bir duygudur. Böyle olmasaydı insanın kendi kendisine saygısı olmaz, psikolojik buhranda yaşamak zorunda kalırdı. Ancak insanın aklı her konuda sahibini doğruya götürmeyebilir. Her insanın kendine mahsus kabiliyeti, fıtri güzellikleri vardır. Başarı için yeri gelince insanların fikir birliğine vararak ortak akılla hareket etmeleri şarttır.

İlaç veya vitaminin yeterinden fazla alınması durumunda organlara zarar vermesi gibi, gereğinden fazla kendine güvenmek, insanın kendi aklına ve becerilerine esir olması, narsizmin ve bencilliğin karakter ve yaşam biçimi hâline gelmesine vesile olur.

Paylaşma anlayışının terk edilmesi, eşitlik, hak ve adâlet duygusunun körelmesi ve kendi önceliğini her değerden üstün görmeye başlayan insanlar toplumun çoğunluğunu etkilerse; “bize göre” davranma yerine “bana göre” anlayışının benimsenmesi “Millî Birliğimiz”i pâre pâre eder.
Başkasını yetersiz görme, onlara değer vermeme anlayışı; insanı kalabalıklar içerisinde “yalnız-yapayalnız“ durumuna getirir.

Oysa târihimizden süzülüp gelen, ecdâdımızın binbir emekleriyle ete kemiğe bürünen, yaşanan acılar ve kazanılan başarılarla şekillenen tecrübe, ahlâk ve terbiye hikâyesi töre sözlerimiz var:

“Bin bilsen de bir bilene danış.”

“El elden üstündür, tâ arşa varıncaya dek.”

“Yol bilenle giden yorulmaz.”

“Sora sora Kâbe bulunur.”…

Töre sözleri hazineden değerlidir. Zîrâ, hayat kısa, yapacak işlerimiz çok ve yanlışa katlanabileceğimiz kadar zamanımız yok. Mevlânâ hazretleri bu hususu çok güzel bir nasihat ile ifade eder:

“Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.”

Birlik ve beraberlikle hareket eden, aşılmaz gibi görünen engelleri yol eyler.

İnsanın bu olgunluğu yakalaması erdemdir. Gerçek özgüven paylaşmayı bilebilmek ve kendini tanımakla kazanılır.

Şu manzum töre sözümüz hayat gerçeğini ne kadar güzel ifâde eder:

“Rehbersiz gidilmez yollar dolaşık
Karanlık yollarda gerekir ışık
Aklına güvenme ey koca âşık
İnsan beşer elbet şaşar demişler.”

Nasihat bitince, enâniyet de denilen benlik duygusu kibir ateşi ile yandıkça, insanların ortak noktada ve ortak değerlerde buluşması gün be gün azalmaktadır. “Varlık içinde yokluk yaşamak” ifâdesi maddi anlamda kullanılmaktadır. Oysa asıl varlık içinde yoksunluğu mânevî anlamda yaşıyoruz. Toplumumuzun şuurlu ve yek vücut olması; millî, dinî, ahlâkî ve edebî güzellikleri özümüzde ve toplum hayâtında yaşamakla gerçekleşir.

Nasihat bitti, yalnızlık geldi, nasihat bitti kabahat yaygınlaştı.

Toplumların yalnızlık hissi içerisinde olması bir ülkenin geleceğinin tehlike içerisinde olduğu mânâsını taşır.

Hayatın güzelleşmesi için ilâhî buyruklardan, mânevî kaynaklardan kâm almak gerekir.

Yalnız yaşamaya meyletmek, “kendine güvenme” adına dayatılan algılara ve aklına esir düşen bireylerin sessiz çığlığını insanların davranışlarından okuyoruz.

Nasihat veya öğüt deyip geçmemek lâzım. Her insanın hava gibi, su gibi, gıda gibi manevi değerlere ve nasihata ihtiyacı vardır.

Hazret-i Ömer, öğüt vermenin ve öğüt almanın önemini ne kadar vecîz açıklamış:

“Başkasını ıslâh etmeye davranmadan önce kendi nefsini ıslâh etmeye bak.”

Güzelliğe rehber olmak isteyen söylediklerini yaşayan kimsedir.

Kara, deniz ve hava yolunda tâkip edilen güzergâhta yol işâretlerine, navigasyona, pusulaya veya rotaya ihtiyaç duyan insan; neden hayat yolunda nasihate ihtiyaç duymasın?

Yol bilenin rehberliği acemi biriyle kıyaslanmayacak kadar faydalıdır. Her töre sözü insan için nasihattır, ibrettir. “Sabreden derviş, muradına ermiş” töre sözü her meslek sâhibi için rehber olduğu gibi; işe yeni başlayanların, yola yeni çıkanların örnek alacağı bir umut, bir ışıktır. Yâni, hayat dersidir.

Ne kadar “ham” olsa da, “ben oldum” hissini taşıyan insana nasihat kâr etmiyor. Mâmâfih gönül ehli nasihattan vazgeçemiyor. Sorumluluk sahibi herkes nasihat etmeli ve nasihat almayı da bilmelidir. Kur’ân-ı Kerîm’de ibret almak isteyen her fert için, âile ve devletler için çokça ibretlik örnekler vardır.

Akıl almak, yaşananlardan ders çıkarmak, ehline danışmak akıllı insanların işidir. Unutmamak gerekir ki, akıl aklı aklandırır.

Terbiye, eğitim ve ahlâk sokaktan el etek çekmişse, ailede yaşanmıyorsa, sosyal hayatta tatbik edilmiyorsa hiçbir okulun o toplumu ıslâh etmeye gücü yetmez. Sosyal hayatta yaşamayan, uygulanmayan değerlerimiz ve kültürümüz mâzide kalmaya mahkûm edilmiş olur. Rûhu yalnızlaşan insan yaşayan bir ölü gibidir. Maalesef bizim böyle bir problemimiz var. Devlet, resmi ve özel kurumlar başta olmak üzere hepimiz bizi biz yapan törelerimizi yaşamalı ve yaşatmalıyız.

Sonuç olarak:

İstişâre yapmak, liyâkat sâhibi insanların sözlerine ve eserlerine değer vermek, eleştirileri olgunlukla karşılamak akıllı ve tecrübeli insanların işidir.

Hazret-i Muhammed, “Din nasihattır.” diye buyurmuştur. (Müslim, İman, 95)

İslâm Dini, insanın aklına, idrâkine ve kalbine hitâp eder. Dünya hayâtını anlatır ve insanı hem dünyâya hem de âhirete hazırlar. Peygamberimizin varlığı, İslâmın anlaşılması ve uygulanmasında, dürüst, adâletli ve ahlâklı yaşaması ile güzel örnek oluşu insanlık âlemine nasihattır.

Değersizleştirilen değerli insanlara, aile büyüklerine, yaşadığımız semtin ârif gönüllü, ilim ehli manevi büyüklerimize, ülkemizin eğitim ve öğretimde, edep ve ahlâkta rehber olan önemli şahsiyetlere, dinî önderlere saygıda kusur etmemek, onların bilgileri ile ilgilenmek, nasihatlarını can kulağıyla dinlemek Millî ve mânevî dirilişimiz için yegâne yoldur.

Nasihat hayırdır, insan yetiştirmektir, nasihat toplumu eğitmektir, edeptir, töredir. Nasihat kültürdür, medeniyettir.

Hastalıkta da, musîbetlerde de nasihat vardır, ibret vardır, hikmet vardır. Geçmişte yaptığımız hatâlarımız için; “keşke bugünkü aklım olsaydı” diye hayıflanıyorsak, bu pişmanlığımız ibret aldığımıza işârettir. Hastalık da bizim için bir öğüttür. Sağlığın kıymetini bilmek, sağlıklı yaşama gerçeğini keşfetmek, bundan ders çıkarmak hissemize düşen bir nasihattır.

Konumuzu Hazret-i Ömer’in vecîz bir sözü ile bitirelim:

“Birbirine nasihat etmeyen bir toplulukta hayır yoktur. Nasihat edenleri (nasihatçıları) sevmeyenlerde de hayır yoktur.”

Mustafa Arslanoğlu

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu