KitâbiyatMustafa YakışırTöreli Yazılar
Trend

Ağacın Ötesine Kılavuz

Töreli Mizâh Aynasında Nasreddîn Hoca Şerhleri (İstanbul: 2026) Kitabı Üzerine Bir Tahlil Denemesi

Mustafa YAKIŞIR

Bu kısa kitap tahlil denemesi, Abdülkadir Dağlar’ın Ensar Yayınları tarafından neşredilen “Töreli Mizâh Aynasında Nasreddin Hoca Şerhleri” (İstanbul, 2026) adlı eseri üzerinedir. Dağlar’ın dil sahasında 2025 TYB ödülü kazandığı “Şak Şık Şakayık: Töreli İştikak Denemeleri” eseri de aynı yayınevinden neşredilmişti. Yazar, bir yıl aradan sonra Nasreddin Hoca’nın lâtifeler mîrasını şerh ederek yeniden okuyucu ile buluşmuş oldu; dumanı üzerinde.

Kitap bir çerağ tutuşturuyor okuyucunun eline; her bir okuyucu, gönül gözünün gördüğü kadar yoluna aydınlık katarak ilerliyor bu yolda. Bu çerağı bende ilk tutuşturan, Nasreddin Hoca’nın hikmetlerini tahkim eden ve beni hayrete düşüren kişi Şaban Abak ve O’nun “doğuran kazan” lâtifesine getirdiği faiz ve ticaret yorumu olmuştu. Şaban Abak’a sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Hocanın lâtifeler dünyasının haritasını bana o verdi. Abdülkadir Dağlar ise bu eseri ile beni hikmet dolu, lâtif ve irfâni o dünyâda seyahate çıkarmıştır. Her iki yazara da lâtifeler dolayısı ile  Cenab-ı Allah’tan sağlık, âfiyet lütfetmesini niyaz ediyorum. Ümit ediyorum ki Emr-i ilâhi vâki olduğunda, “ağacın ardındaki o dünyada” Nasreddin Hoca birçok talebesine bu iki yazarı tanıtıyor olacak; kim bilir belki de başında kavuğu ile cennetin kapısında onları bekliyor olacaktır.

Hoca’nın lâtifeler mîrasının göz ardı edildiği modern dönemde –teşbihte hata olmasın– onun lâtifeleri ve şahs-ı mânevisi, tıpkı saygıya layık görülüp sarıp sarmalanan ve tozlu raflara kaldırılan bir mushaf muâmelesi görmekte idi. Bu eser, âdeta o mushaf gibi Nasreddin Hoca’nın lâtifelerini tozlu raflardan indiren ve onun eşsiz hikmetlerini gün yüzünü çıkaran mütevazi bir çalışmanın ürünüdür.

Çalışmanın dibâce bölümünde şerhin yazılış amacı, lâtifenin ve hikmetin neye tekabül ettiği, mizâhtan kastın ne olduğu gibi hususları okuyoruz. Bu kısım bize töreli mizâhın rotasını çiziyor. “Cahilin mizahı şehvetten, âlimin mizahı ibretten, ârifin mizâhı ise hikmettendir.” diyerek okuyucuyu âlim ve ârif olan Nasreddin Hoca lâtifelerinin eşiğine kadar getiriyor.

Bu eşikten sonra yazar, okuyucuyu içeriye buyur ederek 22 lâtifenin şerhine “bismillah” diyor. Lâtife şerhlerinin neredeyse tamamında bizi bir ayet-i kerîme ve hadis-i şerif karşılıyor. Kimi lâtife şerhlerinin içerisinde ise şerhi yine Nasreddin Hoca’nın başka bir lâtifesi ile şerh ederek anlamı güçlendiriyor. Her bir şerhte lâtife dile getirilmeden okuyucuya bir anlam pusulası hediye edilerek lâtifenin girizgâhı yapılıyor. Dağlar, sadece lâtifeler sofrasına buyur etmiyor; o sofranın etrafında topladığı Mevlânâ, Yûnus, Fuzûlî, Edîb Ahmed-i Yüknekî, Bâkî, Nef’î, Ziya Paşa, Âşık Hüdâi, Pîr Sultan Abdal, Şeyh Gâlib, Trabzonlu Figânî, Vardar-Yeniceli Hayretî, Taşlıcalı Yahyâ, Hayâlî Beg, Kânûnî Sultan Muhibbî, Neşet Ertaş, İsmet Özel, Necip Fazıl Kısakürek ve daha birçok üstâdın da sohbetlerinden istifade etme imkânı sunuyor.

170 sayfalık bu kitap, hacmi küçük anlam dünyası oldukça büyük bir eser. Eser, tasavvufî kavramların da bir şerhi. Tasavvufun kalplerde bıraktığı lezzeti lâtifeler aracılığı ile dolduruyor Hoca.

Lâtifeler lütfedildikçe kalbe, nefsin basamaklarından çıkıyoruz usul usul. Kime anlatılmıştır bu lâtifeler? Kim için aralanmıştır hikmetlerin kapısı?
Zâhirin ardındaki bâtına kulak kabartanlar, kalbini lâtif olana bağlayanlar için elbette… Hikmetlerden anlamayacaktır letafet aynası paslı olanlar. İlmini kavuktan, îtibârını makamından alanlar anlamayacaktır elbette. Niyâzî-i Mısrî’nin deyimi ile:

Ârifin her bir sözünü duymaya insân gerek,

Bu cihânda sanmanız hayvân olan anlar bizi.

Ârif olan acziyetinin farkında olandır. Ârif olan ilmin menbâının farkında olandır.

Abdülkadir Dağlar da acziyetinin bilincinde olarak Allah’ın Âlim isminin sırrına sığınarak ilmin O’ndan olduğunu her lâtife’nin sonundaki; Allâhu a’lem bi-murâdihî ifadesi ile dile getiriyor.

Hâsılı, bir ârifin lâtifelerini ârif biri ârifane bir dille anlatıyor okuyucuya.
Modern çağda, şehvetten neşet eden mizâhın kahkahalarının kahredici dünyasında bizi Rasûl-ü Ekrem’in tebessümü ile [“Hz. Peygamber’in, kulak arkası (küçük dili) görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü asla görmedim. O, (ekseriyetle) tebessüm ederdi.” (Buhârî, Tefsîr, 46/2; Tirmîzî, Menâkıb, 11)] buluşturan, her bir lâtifesinin hikmete râm olduğu Hoca’nın lâtifelerini aşkla terennüm edeceğimiz bu eseri okumaya ve okutmaya sizleri davet ediyoruz.

Her bir lâtifenin lütfa mazhar olmamıza vesîle olması dualarımla…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu