KitâbiyatProf. Dr. Abdülkadir DağlarTöreli Yazılar

Mustafa Süs’ün Tahrir Vazîfeleri: DAĞDA DAĞ’LANANLAR

Abdülkadir DAĞLAR

Mustafa Süs’ün Tahrir Vazîfeleri:

DAĞDA DAĞ’LANANLAR

“Dağlarda dağlanmadan insanın dağlaşamadığını dağ gibi insanlardan öğrendim.” diyordu, Dursun Çiçek, Benim Dağlarım adlı kitâbının dîbâcesinde… Bu söz mıh gibi gönlüme saplanmıştı… Mustafa Süs’ün, 2026 Ağustos’unda Gülhane Yayınları tarafından neşredilen Dağda Dağ’lananlar isimli kitâbını görünce, vaktiyle okumuş olduğum o kitâbı hâtırladım…

İki yazar da dağlara meftun ve mübtelâ idi… İki yazarın da muhayyilesindeki dağ tasavvurunun şekillenmesinde Erciyes, Aladağlar ve Demirkazık çevresinin mühim bir yere sâhip olduğunu biliyorum… İki yazarın da dağlarda dağlanmış olduğunu söylemem yanlış olmaz; zîrâ, her iki yazarı da tanıyorum…

Kitâbın kapağıyla ve adıyla karşılaştığımda, Süs’ün, sâdece dağlardan, dağlardaki gezilerinden, yürüyüşlerinden bahsettiğini düşünmüştüm –yalan yok, biraz da sevinmiş, heveslenmiştim–… Lâkin, başlıklara bakarak kitâbı baştan sona şöyle bir ön taramadan geçirdiğimde durumun öyle olmadığını anladım ve hemen düşündüm ki bu kitâba bu isim boşuna konmamıştır; belki de bir ömür dağlarda dağlanmış olmanın tecrübî mahsûlüydü bu kitap… Öyle de olduğunu kitâbı okuyunca bizzat müşâhede etmiş oldum…

Süs’ün 130 adet yazıdan teşekkül eden bu “Deneme” kitâbının sâdece 4 denemesi doğrudan dağlarla alâkalı…

Dağları Anlamak başlıklı denemenin başında şöyle bir epigraf karşılıyor okuru: “Dağ başında kurumaya yüz tutmuş bir ağaç, hâlâ inatla toprağa tutunmaya çalışıyorsa; kendisini oraya yeniden dikecek, ona can suyu verecek olanı bekliyor demektir”… Ve diyor ki Süs: “Dağ insanı kendine getiriyor, kendine gelemeyeni de denize döküyor, o yüzden dağları denizler kadar sevmeyen yığınlarca insan var”… “Dağlara avlanmak, mangal yapmak için falan gidenler kendilerine gelemezler dağlarda”… Öyle ya, dağların aynasında kendimizi görebilmek için gitmeli dağlara…

“Belki de ben, karanlığım kimsenin ışığını kesmesin diye kaçıyorum dağlara…” epigrafıyla takdîm etmiş olduğu Dağların Kalbine Doğru Yolculuk Edelim Desem… yazısına, “Dağlanmayı kim göze alabilir ki? Dağlarda baş ağrısı çekmiyorum, dönüş yolunda nüksediyor omuzlarımdan yukarı ağrılar, diyorum, anlıyorum da kendim ne demek istediğimi…” cümleleriyle başlamış, Süs, denemesini, “Dağlanmayı göze alamıyor kimse…” ifâdesiyle bitirmiş… Belli ki, kitap adını bu denemeden almış… Anlayabildiğim kadarıyla, şehrin ve cemiyetin yaralarına merhem olabilmek için dağlarda yalnız başına dağlanmak gerekiyor…

Dağlara Elleme, insanların mukadder âkıbetini dağlarda gören ve gösteren bir deneme… “Yaşadıkça değil yaşarken de öğrenmeli insan ve öğrendikten sonra da bir adım ileri gitmeli. Yoksa elinden iş gelmez ihtiyarların tecrübesi ne kendisine faydalı oluyor ne de o tecrübeye kulak verenler oluyor” epigrafı, yazıdaki “Gençliğinde birçok insan biriktirerek birdenbire yalnızlaşan ihtiyar gibi dağlar… Bayramda çocukların cıvıl cıvıl sesiyle irkilip el ayak çekilince başını pencereye yaslayıp uzaklara dalan ihtiyarlar gibi… (…) Kimsenin gitmediği zamanlar ziyaret edilen ihtiyarlar gibi dağlar…” cümleleriyle karlı dağların rengine bürünüyor… Ve dağların dağlanmış diliyle îkâz ediyor şehirli okurunu, Süs: “İnsanın ayağından muzdarip değil ama elleri değince darmadağın oluyor dağlar! Bas, diyor, bas üstüme, tepin istersen ama ne olur ellerin cebinde  gez, bozma beni de tılsımı da!”… Ardından da, “Elleriyle gözünü oya oya dağların, mahvediyor insan dağları…” diye ekliyor… Dağlara dağların kazandırdığı bir irfânın bakışıdır bu… Ve dağlanmayanların aslâ duyamayacağı…

“Kendini pazara çıkaran insan, alıcı bulamayınca ihtirasını koyar tezgâha. Tezgâh çöker ardından, çatırtıya koşanları alıcı zanneder insan. Yıkımı gören kaçar oradan. Fiyakalı olmasa da derin bir yalnızlık başlar sonra…” şeklindeki bir epigrafla sunduğu Dağa, Çaya ve Kendine Gitmek başlıklı yazısına, “Dağa niye yalnız gitmeli bazen?” sorusuyla başlayan Süs’ün, bu soruya verdiği cevaplardan bâzıları şöyle: “Kuşların cıvıltısını bastıracak herhangi bir ses duymuyorsun yalnız olunca… Dağ çeşmesi ile sohbet ediyorsun, çeşmeyi yaptırana dualar ediyorsun başında hengâme olmayınca. (…) Yalnız gittiğin zaman dağlara; dünyevi her şeyden uzak kalıyorsun, çay hariç! Dedikodu yapmıyorsun meselâ! (…) Ölümlerden ölüm beğeniyorsun dağda yalnız kalınca ve en güzel ölümlerden birinin, vakti zamanı gelince kimsenin haberi olmadan dağda tek başınayken ölmek olduğunu düşünüyorsun. (…) Hava kararmaya başlayınca dağda yalnızken… Hayal gücünü zorlamıyorsan rahatça akşam kızıllığına dalıyorsun, hüzün, nemli ve kargaşayla.” Süs’ü dağlayan iki vazgeçilmezi bu yazıda bir kere daha görmüş oluyoruz: Dağ ve çay…

Kitâbın beni heyecanlandıran denemeleri tabîî ki bunlar değil sâdece; ama, kitâba adını vermiş olması hasebiyle “dağ”a dâir olanlarından böylece bahsetmiş olalım…

Râhatlıkla diyebilirim ki, kitap, Süs’ün dağlarda âteşle dağlanarak, çayla demlenerek damıttığı hayat tecrübelerini hulâsa eden denemeleri arasından yapmış olduğu bir derlemedir… Arkadaşlık ve dostluk hukûkundan kul hakkına, özür dilemekten yalan söylemeye, kibrinden uyuyamayanlardan kendine tapınanlara, zamâna yenik düşen köylülerden ezilen kadınlara, kitap okumaktan tefekkür etmeye, fedâkârlıktan doyumsuzluğa ve memnûniyetsizliğe, mağlûbiyetten gâlibiyete, sevmekten kin gütmeye, sinsilikten dedikoduya kadar insâna, âile ve cemiyet münâsebetlerine, köy ve şehir hayâtına dâir geniş yelpâzedeki konular, başlıklarda kendilerine yer bulmuş, arı, duru ve hazmedilmiş bir dil ve sehl-i mümteni kabîlinden açık ve berrak bir üslûpla işlenmiş görünmektedir…

Kitâbın tamâmında, töreli mizah dâiresini muhâfaza eden ince hiciv üslûbu çizgisinde ironik taşlamalar dikkat çekmektedir… Âdemoğlunun yeryüzüne geliş-dönüş hattındaki beşerî hayâtına dâir dâimâ devâm eden, îmanlı bir sorgulamanın tezâhürüdür bu… Dünyâ hayâtının fânîliğini ve insânın âcizliğini mizâhın ince duyuşuyla idrâk ve ifâde etmeye çalışan birinin üslûbudur bu… Yakînen tanıyanlar da bilir ki, Süs, böyle bir üslûbu temsîl eden bir yazardır…

Yukarıda tercîhen değindiğim 4 adet denemede de görüldüğü üzere, kitaptaki her deneme, birer epigraf ile takdîm edilmiş; bu da kitâba özge bir husûsiyet kazandırmış: Epigraflarını tafsîl eden denemeler kitâbı… Ve her biri bizâtihî Süs’e âit olan epigraflar onun dijital-sosyal mecrâlarda yapmış olduğu paylaşımları andırmaktadır…

Baştan sona, keyifle ve ibret nazarıyla okunacak bir kitâbı irfan dünyâmıza hediye ederek kazandırmış olmasından ötürü, kıymetli dostum, töreli gârdaşım Mustafa Süs beyefendiyi nice teşekkürle tebrîk ediyor, dağlarda seyr ü temâşâsının dâim olmasını Allâh’tan niyâz ediyorum… Kalemi hareketli, mürekkebi bereketli olsun…

[Mustafa Süs, Dağda Dağlananlar, Gülhane Yayınları, İstanbul 2026, 254 s.]

Abdülkadir Dağlar

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu