
Günebakan Tarlasında Bir Devekuşu
“Ukuş körki til ol bu til körki söz
Kişi körki yüz ol bu yüz körki köz” *
Kuşlar içinde devekuşu neyse çiçekler içinde de öyledir günebakan çiçeği. Zerâfetin, incelik ve küçüklük olarak ölçüldüğünü düşünürsek ikisi de kendi âleminde pek nahif sayılmaz. Birinin çırpı bacakları üzerinde kocaman gövdesi, gövdesine göre küçücük başı var. Öbürü de neredeyse bir adam boyu sapın üzerinde çanak gibi duran bir çiçek. Tabi bu, zâhiren böyledir. Ama nahiflik dediğimiz şeyin hemen dışarıdan görünen bir alâmeti var mıdır hakîkaten? Yahut şöyle soralım: marifet, gösterilende midir yoksa görünende midir?
Gösterilen; bizim çabamıza ihtiyaç duymayan, ayan beyan ortada olandır. Ama görünen; gören kişinin gözüne, vechesine göre değişir. Bu da pek tabii merak, meşguliyet, dikkat ve vakit isteyen bir iştir. İşin içine “vakit” girdi mi bir kere “sabır” arkasından gelir. Sabrın da yoldaşı istikrâr; istikrârın neticesi de bir ameliye kazanmaktır yani ahlâk. Ahlâk, insanın öz’ü ile alâkalıdır. Öz’ün dışarıya taşma hâlidir. Bir denizaltı gemisinden çıkan periskop gibi, içeriden dışarıya çıkan bir göz ile görmektir dünyayı.
“Güzel bakan, güzel görür.” Atalarımız ne öz söylemiş aslında! Güzel bakan: bakma eylemini hak ettiği ölçüde daima dikkatle yapan, anlamına gelir. Güzel görür: Bakmak artık görmeye dönüşmüş yani bilmek yerine kavrayan, idrak sahibi manâsında. Buradaki “güzel” kelimesi töreli bir sözdür ve sözün güzelliği de onun töreli olması sebebiyledir. Bu törenin de aslı “Allah, işini güzel yapanları (muhsinleri) sever.”** kelâmındadır. Erzurumlu bir arkadaşımın annesi, kızına iş buyururken “Şu işi töreli yap!” diye tembihlermiş. Yani güzel bakan güzel görür, güzel gören de güzel iş (töreli iş) yapar. Muhsin; güzel davranışı, güzelliği kendine ahlâk edinendir. Hüsn-muhsin alâkası da işte bu atalar sözünde sırlanmıştır.
Güzellik, gösterilende değil görülendedir yani nokta-i nazarımızın töreli olup olmadığı ile ilgilidir. Güzelliği, kırılgan ve hassas olması hasebiyle değerli görülen; bu nedenle de nahif tanımına zâhiren uymayan devekuşu ve günebakan misaline geri dönelim öyleyse. Mesela günebakan çiçeği, çoğu âdemoğlunun yapmadığı bir şey yapmaktadır: Yönünü hayat kaynağı olan ışığına çevirir daima. Adeta iradesini, güneşin iradesine teslim etmiş gibidir. Devekuşlarının kanatları da onu göğe uçuracak kadar büyük değildir ama yeryüzünde son sürat koşarken yönünü tayin etmeye yarar, kanatları sayesinde kolayca manevra almaktadır. Dışarıdan bakılınca bir araz gibi duran detaylar, aslında onlar için birer nimettir. Nimet ise, bir şeyin yaratılış gâyesidir yani o şeyin hakikâtidir. Tedkîk olmadan (ince eleyip sık dokumakdan) tahkîke (doğru, gerçek) varılmıyor. Oysa “Şeytan ayrıntıda gizlidir” diye diye ne çok kandırmışlar bizi! Letâfet ve zerâfet ayrıntıda gizlidir asıl!
Gerçi her göz hakîkate talip olsaydı, tavuskuşu değil devekuşu meşhûr olurdu ya…
* “Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile; Kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz ile.” Yûsuf Hâs Hâcib, Kutadgu Bilig. (11.Yüzyıl).
** Âl-i İmrân, 148. Âyet.
Mehlika Tuğba TÜRKÜM
https://www.youtube.com/watch?v=Ss61HB3DkiM&list=RDSs61HB3DkiM&start_radio=1



